11 Kasım 2009 Çarşamba

-ÇOKLUĞUM-




Yaverim kara bahtım olmuş
Şansımdan çok
Görmedim baharları
Verilen güllerden ziyade
Benim dikenlerim çok

Ve geceleri cümlelerden ordular gönderdim kapına
Yalnızlığın askerini vurasın diye alnından
Lakin bilmedim galibiyetini
Benim kazanımlarımdan başka
Mağlubum çok

Şimdi çakıp çaresizliğimi ağrıyan topuğumun altına
Birer birer bastım gittiğin yollara
Hiç silinmedi ayak izlerim
Çünkü sana dair ,seninle,senden başka
Benim sensizliğim çok

Dermanım derdimin önünde koca bir taş
Ezer geçer fakir hayallerimi
ama ölmedim şu ana kadar hiç
Bir yerlerde bir Erhan yaşar meraklanma
Gönüle sen düştüğünde
Benim yiğitliğim çok...


ERHAN YİĞİT KIRIKCI

01 Kasım 2009 Pazar

-ISLANMAK İSTEMEYEN ŞEMSİYE-




Ben ıslanmak istemeyen bir şemsiyeyim
Yağmur yağdığında hatırlanırım
Mecbur bırakılmış yani
Bir tarafta
Tarafını yitirmiş saklanırım...

Ben ıslanmak istemeyen bir şemsiyeyim
Güneş sizi yaktığında hatırlanırım
İnsanlar uzağımda kurtarılmış yani
Bir köşede
Kendimi kurtaramamış ağlarım...

Ben ıslanmak istemeyen bir şemsiyeyim
Yağmur bana, ben kendi içime yağarım
Heryanım ıslak böylesine
Bir kuytuda
Akşam olur bir tek ben farkına varırım

Ben ıslanmak istemeyen bir şemsiyeyim
Bütün hayallerimi demirlerime bağladım
An gelir bu kurşuni şehirde
Bir kaldırım taşına
Büzülürde fırlatılırım...

Ben ıslanmak istemeyen bir şemsiyeyim
Yağmurdan geldim
Biliyorum yine yağmura gideceğim...

ERHAN YİĞİT KIRIKCI

22 Ekim 2009 Perşembe

- SANA YAZIK-



Kendimi en çok bu zaman seviyorum
Gün batarken
Tepedeki bu çay bahçesinde
Rüzgar sevdiğim gibi esiyor
Çocuklar hep istediğim gibi
Bir menekşenin üzerine arı konduğunda yani
Senli bütün ihtimallerin
Yanıbaşımda oturduğu zaman.
Dilimde sarmaş dolaş bir türkü ile
Düşüncelere dalarken
Soğur gider çay önünde
Farkına bile varamazsın
Arabaların korna seslerine karışıp gitti
Yalnızlık çoktan...
Arkasından yaşlı gözlerle bakakaldık
Ama bir yumsam kirpiklerimi varya sana yazık...

Kendimi en çok bu zaman seviyorum
Yeni kesip sakallarımı
En sevdiğim gömleğimle dolaşırken caddelerde
Kendimi bir şarkının son notasına yıkıp
Kimsenin umrunda olmayan bu halimi
Sevdirebilmek için sana
Deli gibi yazmak yani
Sigara paketlerinin mat kısımlarına
Acı nakarat olmuş vesselam hayatımızda
Belirli aralıklarda tekrarlanıyor sadece
Bir kurşun patlasa
Morga düşer sevdamız
Ecel ile değil aşkınla ölüp gideceğim
Ama bir yaşasam var ya sana yazık

Kendimi en çok bu zaman seviyorum
Bu insanı bitiren sessizlikte
Bütün feryatlarımı duyururken arş-ı aleme
Yüreğimin bam teline basıldığında
Tozlu kalır tezene bilirim
Ve neden sonra
Kendimi unutup bir akşam telaşında
Gün batarken
Bu tepedeki çay bahçesinde
Yağmur sanki en çok beni ıslatır
Ve Sen hep düşlerimdeki gibi
Bir çift kumru kanatlarını çırptığında
Gelir geçer ya
Susadururum ardından izine tozuna bakıp
Ama bir konuşsam varya sana yazık

Anlamadın oysa
Bir omuz genişliğinde yerim vardı yanında
Dimdik ayaktaydım biliyorsun
Çok yoruldum ama korkuyorum
Çünkü bir yıkılsam varya sana yazık
sana...


ERHAN YİĞİT KIRIKCI

21 Ekim 2009 Çarşamba

-GEL YAPMA-



Bütün pişmanlıklarım soğuk bir deniz şimdi
Ortasında ben anadan doğma
Aşkın temelini atadurdum ömrüm boyunca ama
Ellerimde ayrılığın tapusu dolaştı durdu
Ve her seferinde güçsüz gitti parmaklarım
Kaleme kağıda
Sığsın diye satır sonlarına
Kendimi unutup adını hep en başlara yazdım
Bir sabahta
Gözümün çapağına barışık uyanmaya hasret
Bir akşamda
Yaşlanan yalnızlığıma düşman
Bir zaman da
Bizi arayan ağlamarımı çekip vursam diyorum
Üstüne sigara kokusu sinmiş perdelerin arkasında
Masmavi bir yurda göçerdik
Öyle ya
Sen pembelerini giyerdin
Rüzgarın esişini saçlarında tanırdık
Sen , ben ve biz
Kış gelirdi biz gözlerimizi yumarken memlekette
Akşam o vakit olurdu
Ne zaman ki uyansak
Toprak gibi kokardı hayat
Ve sevdamız gibi içi geçmiş
Ben sana tutunamam yıldız gibiydin
Ne zaman ki uzatsam ellerimi
Bir limanın çaresiz uzağında
Ufkun şu meraklı ötesine kayıp durdun hep
Ben sana yanamam sevimsiz bir kar gibiydin
Ne zaman ki ateşlere gelsem
Bir elin koynumda amansızca söndürdün hep
Sonunda yar sonunda
Bütün yaralarımı bir ceylanın gözyaşına
Mıhlayıp kaçıyorum şimdi
Pişmalıklar soğuk bir deniz
Ortasında ben anadan doğma
Hayat geçti gitti bu nasırlı ellerimden
Ne yar dinledi ne yara
Ben sensizde yaşardım ama üşüyorum napim(!)
Gel büyüyoruz bak
Gel yalnız sbahlarımın dargın istanbulu
Gel eyleme
Gel etme
Gel YAPMA...!!!


ERHAN YİĞİT KIRIKCI

16 Ekim 2009 Cuma

- KÖR SÜLEYMAN-



Kör Süleyman
Devirdi gözlerini bana
Ne kadar da yokmuş varlığın dedi
Burdayım
Ki ben rüzgarda çok üşürüm dedim
Sonra dedi ki;
Boyun ne kadar da kısa
İşte ben bu yüzden
Yağmurda çok ıslanırım...

Baktı,duydu bütün göremediklerimi
Ben bütün sözlerimi görecek sandım...

Kör süleyman
Devirdi kör gözlerini bana
Karnımda yoksulluğum ağrırkende
Biliyor muydun beni ? dedim
Nurtepe-Şişli hattı
Bu kötü ama iyi minibüs koltuklarında
Ne kadar da yalansın dedi
İşte ben bu yüzden
Herşeye inanırım...

Baktı,duydu bütün göremediklerimi
Ben bütün sözlerimi görecek sandım...



ERHAN YİĞİT KIRIKCI

06 Ekim 2009 Salı

- EKİN'İME... -




EKİN
Hey yokluğumun herşeyi
Havadaki nefesim
Sen gül tanesi
Öyleki okadar güzelsin
Benim şuramdaki gibi
Omuzlarına kelebek konarsa
Bil ki çöker benim sol yanım
Hey gecemin mavisi
Sonbahar çirkinliğim
Sen senli günlerim
Öyleki okadar güzelsin
Benim şuramdaki gibi
EKİN
Ellerini havaya kaldır
Güneşi tuttum
uçurtmak için kendimize
Rumeli dağlarında
Hey alnımın sıcağı
yeni çıkan sakalım
Tutsak ederim şerri
Bir gülüşünle ki
Öyleki okadar güzelsin
Benim şuramdaki gibi
Ellerini havaya kaldır
Bulutları tuttum
Uyumak için kendimize
Rumeli dağlarında
Açan gelincikler görsün
dudaklarımızda yeşere yeşere
EKİN
Hey dilimin en sevdiği türkü
Orta şekerli kahvem
Sen genizdeki mutluluk
Öyleki okadar güzelsin
Benim şuramdaki gibi
Divane
Gelir geçer ömür
Her akşam baktığım yere
Pencere ucu kırık
Yazarım buğusuna EKİN
Otururum kıyısına EKİN
İzlerim karına boranına EKİN
Ekin diye diye...

EKİN
Hey dönen dünyam
Uzaklarımın yakını
Sen mum alevi
Karanlığımın içinde
Öyleki okadar güzelsin
Benim şuramdaki gibi
Kirpiklerine su damlarsa
Bilki yaşlar akar gözlerimden
Hey senden ayrı yüreğim
Meydanlarında çocuklarımızla
Deniz kokulu ülkem hey
Öyleki okadar güzelsin
Tıpkı benim şuram
Bende ki sen gibi...

EKİN
Şimdi yaşayacağım
Her akşam baktığım yere
Kırık pencere ucu
Yazarım buğusuna EKİN
Otururum kıyısına EKİN
İzlerim karına boranına EKİN
EKİN diye diye...

Duy beni istanbul...!!!!

ERHAN YİĞİT KIRIKCI

04 Ekim 2009 Pazar

- ' E DAİR KALANLAR...




Bekle biraz daha
Zamanın kırbacı iner birazdan ensene
Ah benim dertli başım
Akreple yelkovanın koşturmacısına
Sahne olayım derken
Seni düşünmeyi unutmuşum
Çok değişmedim ama desene
Gelsen görürsün ki çok uzak
İstanbul ayaktaki hasta genç
Avuçlarımda kalan hayal kırıntılarını yağmalıyor
Gelsen görürsün ki çok acı
Eskilerimle püskülerimle karşında
Karşındayım çare yok
Neylersin
Öldürmeyen allah öldürmüyor!!!!

Dur biraz daha
Şu insanı delirten kalabalıklardan
Alayım da geleyim kendimi
Özür dilerim
Her günü çitileyip asayım derken balkonuma
İsmini unutmuşum
Hep böyledin ama desene
Gelsen görürsün ki çok saçma
Gelsen görürsün ki çok isterim
Her defasında diyemediklerimi dediğimi
Bu sefer
Başı önde geçen senelerden soramam seni
Bilirsin çok oldu
Gelsen görürsün ki ne olur gel
Eskilerimle püskülerimle karşında
Karşındayım çare yok
Artık kelimelere hükmüm geçmiyor
Neylersin
Öldürmeyen allah öldürmüyor !!!

Söylesene neyi unutmalıydım sence?
Her bakışında görmeyi
Ya da adımı her söyleyişinde duymayı mı?
Sen ne sandın
Sen benden uzakta böyle yaşıyorken
Becerebilirmiyim ölmeyi?


ERHAN YİĞİT KIRIKCI-