1 Ocak 2012 Pazar

SEN ŞİMDİ GİTTİN DE...

sen şimdi gittin de neye benzedin yani?
yazın fakir damlara yağan yağmurlara mı?
dost nefesi ile süslenmiş hasım dokunuşlara mı ya da?
gönlümün cıkmazındaki bozuk sokak lambası mı oldun
ya da acemice yazılmıs bir duvar yazısının okunmayan hecesine mi?

sen şimdi gittin de neye benzedin yani?
gizli bir ağlamanın bıraktıgı hüzne mi yastıgın altındaki?
bir donuk bakışa mı gebe kalmıs bir anının ardındaki
dermansız dizlerin tutunamadıgı nankör bastonlara büründün
ya da içimden kalkan son trenin durak sayan sıkılgan yolcusuna mı?


sen şimdi gittin de neye benzedin yani?
hafızaların bulandığı çözümsüz problemlere mi?
kıyısına köşesine yalan değmiş en doğru gerçeklere mi ya da?
bir vedanın üzerine ısrarla çalan acı vapur sirenleri mi oldun ?
ya da yarım kalmış bir mektuba mı yavukluların ellerindeki?


sen şimdi gittin de neye benzedin yani?
akmayan musluğa ,kurumayan şemsiye ye ,büyümeyen fidanlara mı?
fakirliğimizin her kış yama eklenen yadigar kadife ceketine mi ya da?
söylenememiş bir sözün hiç olmamış noktası mı oldun?
ya da en sevdiğimiz soğuğa mı üşüdüğümüzde ki?



sen şimdi gittin de neye benzedin yani?
bir vedayla eşdeğer tren raylarının uzayıp giden gölgesine mi?
ve bir sıradanlığın o yine herzamanki aynılığına
bir daha göremeyecek olmanın o hiç tahmin edilmeyen acısı mı oldun?
çatlamış toprakların bir türlü yağmayan yağmurlarına mı yada?


sen şimdi gittin de neye benzedin yani?
söyle ...
hangi kötü gibi bişeye
hangi bilim dalı acıklayabilir gidişini
hangi matamatik ölçcün meçhullerde ki adımlarını
hangi ben hangi ben de kaybolsun da gitsin ?
off off
sen şimdi gittin de...
ne ben bana , ne de sen sana benzedin şimdi...

ERHAN YİĞİT KIRIKCI