31 Aralık 2009 Perşembe

SOĞUK HAVALARDA




Bakma havanın soğukluğuna
Böyle havalarda daha güzel özlenir insan
Nikotin kokusuna bulaşır özlemin
Bütün kent ben kokar
Eğer koklarsan

Sen yine de bakma havanın soğukluğuna
Böyle havalarda daha güzel terkedilir insan
Bir cadde griliğine karışır ihanetin
İsmimi bağırır sanki bütün kornalar
Eğer duyarsan

Dedim ya bakma sen havanın soğukluğuna hiç
Böyle havalarda daha bir sever insan
Bir serzenişte bulunur cesedi öykümüzün
Ve açık kalır gözleri
Eğer kapatırsan

Havanın böyle soğukluğuna
Böyle soğukluğuna havanın
Yani böyle havalarda
Gitme
Daha bir küçülür insan ...


ERHAN YİĞİT KIRIKCI

30 Aralık 2009 Çarşamba

-Sana ne söylemediysem çıktı-



Sana ne söylemediysem çıktı
Neyi söyleyemediysem yani pardon
Hiçbir yalanı bu kadar doğruya boyamamıştım
Oysa ben sana ne sölemediysem çıktı
Neyi söyleyemediysem yani pardon
Kanlı şafaklardan soracak olsa toprak
Kokusunu bırakır bir yağmurun alnına
Sana ne söylemediğimi bilse şimdi
Yar zaten yaşanmadılar
Her biri yanıbaşımızdan usulca kalktılar
haberi olsa yana yana döner dururmu
Sana söyleyemediklerimi yani
Yorgun kuşlardan soracak olsa hayat
Her biri yanıbaşımızdan usulca kalktılar
Bu Soyka umutlar...

Sana ne söylemediysem çıktı
Neyi söyleyemediysem yani pardon
Gözlerime bak karanın acizliğini gör
Bu sefer aynı zamandaydık
Her defasında görülen davanın
Celsesinde kırdıgım kalemlerimi
Gözlerime bak karanın acizliğini gör
Herzaman ki zamanın her gibi alışılmışlığını yani
Hiç kaçırma ellerini tutmadıgın ellerimden
Bu sefer aynı yalandaydık
Benim sana söyleyemediklerimde
Oysa ben bizi hiç bu kadar doğruya boyamamıştım
Ne varsa hepsi çıktı
Sana ne söylemediysem çıktı
Neyi söyleyemediysem yani pardon...


Erhan Yiğit KIRIKCI

26 Aralık 2009 Cumartesi

- DAĞINIK -



Umutlarım sırtta yine
Yük olsa bu kadar taşımazsın
Gözyaşlarım önümde yol gösteren
Nereye akarsa oraya sürüklenmişim
Yani benden ayrı gözüm
Derdi katık etmiş yürek
Nerede güldüyse orayı yurt bellemişim

Hüsran topluyorum şimdi
Düştüğüm topraklardan
Heybemde birkaç hatırlanası anı
Ne zamanki özlesem koklatırım kalbime
Sadece bitmesin diye
Sonra bir hazzım karışır
Evin önünden akan
Çamaşır sulu yağmur sularına
Her halinde anlatılmaz öyle ayakkabıya cekete
Geçen gün buradaydın
Şu lambanın altında
Ben de öyle bir yakısıklıydım ki
Gözlerin kapalıydı ama gördün ..!!!
Bir başıma
Desene bu da yapılırmıydı hani
Böyle de olurmuydu ?
Acemi sular bastı şimdi ömrümü
Bir cevirdin ya gözünü benden
Boğuldum iki damla çise de...

ERHAN YİĞİT KIRIKCI

24 Aralık 2009 Perşembe

-ÖLÜRÜM BİRAZ-



Bekle ! sadece ellerimi yaktım
Senin ellerinde
O güzel
Henüz gün doğmamış sözlerimizle
Korkma ! sadece ağladım biraz
Adının hatırına
O ne varsa paylaşılacak
Yitirdiğimiz her saatte
Benide alsın götürsünler
Ki ne çıkar
Boynuma ihanetten vebal yüklemişler
Adımlarım yanında muamma
Sınırlarda gülmelerimiz var
Kolumu uzatırım
Lakin tellerde kanar
Benide çekip vursunlar yar
Ki donup kalırmısın
Vazgeçtiğin bu göz rengime
Boyanırken kasabamız
Seslen! sadece yalnızlığa sağırım ben
Yokluğunda
Damarlarıma bir dokunmuşlarki
İstanbul ıslanmış
Bir ağlamışımki sorma!!
Sakladım şimdi başıboş dolaşan kederimi
Lakin senden gayrı
Herkes haberdar...
Gitme! sadece öldüm biraz

Küsme! sadece yanıldım biraz
Unuturdum oysa
Her sevişmenin ertesinde
Nefesimi örneğin kulağının ardında kalan
Üşüme! sadece rüzgar oldum biraz
Belki eserken sokağında
Belki değerken saçlarına
Püfür püfür dolaşırız diye
Ben hangi gözümden sakındım seni
Nereye gömdüm?
Hatırla ! sadece unuttum biraz
Bir gün anlarsın diye beklemem
Zorluğuma içlen düşün de
Ve her daim öğrenmelisin
Tutma! sadece ateşim biraz

Bekle! sadece ellerimi yaktım
Senin ellerinde
O güzel
Henüz gün doğmamış sözlerimizle
Korkma! sadece ağladım biraz
Adının hatırına
O ne varsa paylaşılacak
Yitirdiğimiz her saatte

Aşktan sorulacağım mahşerde yeminle
Ne söylesem yanacağız yani
Düşünme! sadece gel biraz
Düşünme! yanan yakmazmış biraz
Öyle ya
Bir bakarsın ki kül olmuşum ayağının dibİnde
Hasretimsin işte ne yalan söyleyeyim
Gitme! bu sefer doğruyum biraz
Yaşayamıyorum gözlerinsiz
Gitme ! ölürüm biraz...


ERHAN YİĞİT KIRIKCI

18 Aralık 2009 Cuma

KENDİM İÇİN ÜŞÜYEBİLİR MİYİM?




Şimdi buruşturup dudağımda kalan ismini
Bir çöp konteyner'ına
Nerde yazıldıysa yazgım onu silmek için
Kiralık martılar tuttum gökyüzünden
İç çekerler gagalarıyla her harfinde
Gözlerimin içine baka baka
Ve rüzgarın en çok esmeyi sevdiği bir sokakta
Yerden gözyaşlarımı toplamaya
Mecal bırakmamış hiçbir sözün
Böyle acıtmamış yani hiçbirzaman
Böyle bırakmamış
Ağaçta güvercinler eşini bile...

Şimdi gam dizisinden bir melodiyi
Dilime pelesenk yapıp
Sussam keşke
Her tarafımda konuşan hep sen olsan!
Beni koysalar bir ovanın içine
Sen benim ekinim olsan
Öylemi yar düşünsene
Dertli başımı koyacak bir omzum olamadın
bulut olsamda bari dimi?
Sen benim yağmurum olsan...

Şimdi rüzgarın o esmeyi en sevdiği sokaklardayım
Bir bakmışsın yerden gözyaşlarımı toplamaya
Mecal bulmuşum
Her sözün daha bir acıtmış içimi
Herzaman böyle bırakıp gitmişsin
Ağaçta bir güvercin dahi olamamışsın yani...

Rica etsem ?
Alıp başımı gidemeyebilir miyim?
Böyle kötürüm gibi kalıp yanında
Senden vazgeçemeyebilir miyim?
Bırak beni ne olur ...
Birazda kendim için üşüyebilir miyim...? (!)


ERHAN YİĞİT KIRIKCI

4 Aralık 2009 Cuma

ZİYAN







Ziyan hangi otobüsün hangi camına sildiysek yaşlarımızı
Hangi soğuk taşlara oturtup düşlerimizi
Kaç sigara aralığında dertleştiysek
Sıradan bi dostun yalın tesellilerine bağlanan belimizi
Hangi yolda büken kadına hala böyle aşık olan gönüle
Sözüm var: ziyan
Ve hangi henüz bitmemiş cümlelerin virgüllerine
Elinin tersini yapıştıran
Erken noktalı devrik fiillerin ertesinde
İçimi gıcıklatarak gelen
Bütün ünlermlerime ziyan
Ziyan ya
Hangi yokluğunda neyi niçin düşünen
Neler verdiği için, neler almak istediğini bilmeyen
Hangi uykuyu bir rüyanın ortasında bölerek
Anlamlar içinde gittikçe anlamsızlaşan
Oysa eşzamanlı acılara çoktan müdavim olmuş
Kapalı kapılar ardındaki akla ziyan
Hangi yokuşlarda kalan nefesin izine bakıpta
Yıllar sonra hangi gülüşümü
Hatırlacaktın ki bana
Herşeyi böylesine untturdun?
Hangi soğuğu reddedip en sıcak kış günü
Şubatı temmuz belleyip
Dalarken gamzelerin dolusu hayallere
Mutlu olamadığı için ölesiye mutlu etmek isteyen
Hangi insan varki ?
Durmadan böyle yaşasın
Ve parmaklarımı değdirirken buz tutmuş ranza demirlerine
Aslında her sabah yokluğunla tutunurum
Dersem ilk defa inanacağın tutar
Ama bakma yalan
Hangi üşümemle hatırladıysam seni
Boşuna uğraşırsın ey sevgili
Ciğerime ciğerime estirdiğin rüzgarına ziyan
Ziyan
Hangi varoşta hangi kıyak mahallenin
Hangi bilinmez delikanlısıysam yani
Ve hangi çamura basıp yadigar ayakkabımı
Korktuysam kirlenmekten
Ne zaman ki ekmeği tahta masada bölüp döker gibi kırıntısını
Harcanan hayallerime ağlayan
Hangi olmazları saklayıp kırlarda biten çiçekler gibi
Yanında bitebilmek için
Seni hangi isteğin en kuytu köşesine itecek kadar güçlü
Avuçlarımın içine ağrıyan fakirliğime ziyan
Ziyan ya
Neylersin hangi yar demeyen dili ortasından yarıp
Yardan atıversem
Şimdi bi şafak vakti
Sensizliğe mahkum gelirsem
Yaslandığım duvara ziyan
Ziyan
Hangi basit yasta tutulursa tutulsun adım
Ben aşkınla ölürdüm lakin
Beynime sıktığım kurşuna ziyan
Hangi iki gözümün iki çeşmesi
Git nereye istersen şimdi
Ardından bakarsam aksın gözüm önüme
Kirleteceksin yazık
O yürüdüğün yollara ziyan
Şimdi bu sevda en masum simaların
Buruşmuş hallerinde saklanırken
Ben çoktan kaybettim ömrümü
Seninle yaşadığım yıllara ziyan


Bana her zaman Erhan de
Eğer Yiğit dersen ismime ziyan


Erhan Yiğit KIRIKCI