31 Aralık 2009 Perşembe

SOĞUK HAVALARDA




Bakma havanın soğukluğuna
Böyle havalarda daha güzel özlenir insan
Nikotin kokusuna bulaşır özlemin
Bütün kent ben kokar
Eğer koklarsan

Sen yine de bakma havanın soğukluğuna
Böyle havalarda daha güzel terkedilir insan
Bir cadde griliğine karışır ihanetin
İsmimi bağırır sanki bütün kornalar
Eğer duyarsan

Dedim ya bakma sen havanın soğukluğuna hiç
Böyle havalarda daha bir sever insan
Bir serzenişte bulunur cesedi öykümüzün
Ve açık kalır gözleri
Eğer kapatırsan

Havanın böyle soğukluğuna
Böyle soğukluğuna havanın
Yani böyle havalarda
Gitme
Daha bir küçülür insan ...


ERHAN YİĞİT KIRIKCI

30 Aralık 2009 Çarşamba

-Sana ne söylemediysem çıktı-



Sana ne söylemediysem çıktı
Neyi söyleyemediysem yani pardon
Hiçbir yalanı bu kadar doğruya boyamamıştım
Oysa ben sana ne sölemediysem çıktı
Neyi söyleyemediysem yani pardon
Kanlı şafaklardan soracak olsa toprak
Kokusunu bırakır bir yağmurun alnına
Sana ne söylemediğimi bilse şimdi
Yar zaten yaşanmadılar
Her biri yanıbaşımızdan usulca kalktılar
haberi olsa yana yana döner dururmu
Sana söyleyemediklerimi yani
Yorgun kuşlardan soracak olsa hayat
Her biri yanıbaşımızdan usulca kalktılar
Bu Soyka umutlar...

Sana ne söylemediysem çıktı
Neyi söyleyemediysem yani pardon
Gözlerime bak karanın acizliğini gör
Bu sefer aynı zamandaydık
Her defasında görülen davanın
Celsesinde kırdıgım kalemlerimi
Gözlerime bak karanın acizliğini gör
Herzaman ki zamanın her gibi alışılmışlığını yani
Hiç kaçırma ellerini tutmadıgın ellerimden
Bu sefer aynı yalandaydık
Benim sana söyleyemediklerimde
Oysa ben bizi hiç bu kadar doğruya boyamamıştım
Ne varsa hepsi çıktı
Sana ne söylemediysem çıktı
Neyi söyleyemediysem yani pardon...


Erhan Yiğit KIRIKCI

26 Aralık 2009 Cumartesi

- DAĞINIK -



Umutlarım sırtta yine
Yük olsa bu kadar taşımazsın
Gözyaşlarım önümde yol gösteren
Nereye akarsa oraya sürüklenmişim
Yani benden ayrı gözüm
Derdi katık etmiş yürek
Nerede güldüyse orayı yurt bellemişim

Hüsran topluyorum şimdi
Düştüğüm topraklardan
Heybemde birkaç hatırlanası anı
Ne zamanki özlesem koklatırım kalbime
Sadece bitmesin diye
Sonra bir hazzım karışır
Evin önünden akan
Çamaşır sulu yağmur sularına
Her halinde anlatılmaz öyle ayakkabıya cekete
Geçen gün buradaydın
Şu lambanın altında
Ben de öyle bir yakısıklıydım ki
Gözlerin kapalıydı ama gördün ..!!!
Bir başıma
Desene bu da yapılırmıydı hani
Böyle de olurmuydu ?
Acemi sular bastı şimdi ömrümü
Bir cevirdin ya gözünü benden
Boğuldum iki damla çise de...

ERHAN YİĞİT KIRIKCI

24 Aralık 2009 Perşembe

-ÖLÜRÜM BİRAZ-



Bekle ! sadece ellerimi yaktım
Senin ellerinde
O güzel
Henüz gün doğmamış sözlerimizle
Korkma ! sadece ağladım biraz
Adının hatırına
O ne varsa paylaşılacak
Yitirdiğimiz her saatte
Benide alsın götürsünler
Ki ne çıkar
Boynuma ihanetten vebal yüklemişler
Adımlarım yanında muamma
Sınırlarda gülmelerimiz var
Kolumu uzatırım
Lakin tellerde kanar
Benide çekip vursunlar yar
Ki donup kalırmısın
Vazgeçtiğin bu göz rengime
Boyanırken kasabamız
Seslen! sadece yalnızlığa sağırım ben
Yokluğunda
Damarlarıma bir dokunmuşlarki
İstanbul ıslanmış
Bir ağlamışımki sorma!!
Sakladım şimdi başıboş dolaşan kederimi
Lakin senden gayrı
Herkes haberdar...
Gitme! sadece öldüm biraz

Küsme! sadece yanıldım biraz
Unuturdum oysa
Her sevişmenin ertesinde
Nefesimi örneğin kulağının ardında kalan
Üşüme! sadece rüzgar oldum biraz
Belki eserken sokağında
Belki değerken saçlarına
Püfür püfür dolaşırız diye
Ben hangi gözümden sakındım seni
Nereye gömdüm?
Hatırla ! sadece unuttum biraz
Bir gün anlarsın diye beklemem
Zorluğuma içlen düşün de
Ve her daim öğrenmelisin
Tutma! sadece ateşim biraz

Bekle! sadece ellerimi yaktım
Senin ellerinde
O güzel
Henüz gün doğmamış sözlerimizle
Korkma! sadece ağladım biraz
Adının hatırına
O ne varsa paylaşılacak
Yitirdiğimiz her saatte

Aşktan sorulacağım mahşerde yeminle
Ne söylesem yanacağız yani
Düşünme! sadece gel biraz
Düşünme! yanan yakmazmış biraz
Öyle ya
Bir bakarsın ki kül olmuşum ayağının dibİnde
Hasretimsin işte ne yalan söyleyeyim
Gitme! bu sefer doğruyum biraz
Yaşayamıyorum gözlerinsiz
Gitme ! ölürüm biraz...


ERHAN YİĞİT KIRIKCI

18 Aralık 2009 Cuma

KENDİM İÇİN ÜŞÜYEBİLİR MİYİM?




Şimdi buruşturup dudağımda kalan ismini
Bir çöp konteyner'ına
Nerde yazıldıysa yazgım onu silmek için
Kiralık martılar tuttum gökyüzünden
İç çekerler gagalarıyla her harfinde
Gözlerimin içine baka baka
Ve rüzgarın en çok esmeyi sevdiği bir sokakta
Yerden gözyaşlarımı toplamaya
Mecal bırakmamış hiçbir sözün
Böyle acıtmamış yani hiçbirzaman
Böyle bırakmamış
Ağaçta güvercinler eşini bile...

Şimdi gam dizisinden bir melodiyi
Dilime pelesenk yapıp
Sussam keşke
Her tarafımda konuşan hep sen olsan!
Beni koysalar bir ovanın içine
Sen benim ekinim olsan
Öylemi yar düşünsene
Dertli başımı koyacak bir omzum olamadın
bulut olsamda bari dimi?
Sen benim yağmurum olsan...

Şimdi rüzgarın o esmeyi en sevdiği sokaklardayım
Bir bakmışsın yerden gözyaşlarımı toplamaya
Mecal bulmuşum
Her sözün daha bir acıtmış içimi
Herzaman böyle bırakıp gitmişsin
Ağaçta bir güvercin dahi olamamışsın yani...

Rica etsem ?
Alıp başımı gidemeyebilir miyim?
Böyle kötürüm gibi kalıp yanında
Senden vazgeçemeyebilir miyim?
Bırak beni ne olur ...
Birazda kendim için üşüyebilir miyim...? (!)


ERHAN YİĞİT KIRIKCI

4 Aralık 2009 Cuma

ZİYAN







Ziyan hangi otobüsün hangi camına sildiysek yaşlarımızı
Hangi soğuk taşlara oturtup düşlerimizi
Kaç sigara aralığında dertleştiysek
Sıradan bi dostun yalın tesellilerine bağlanan belimizi
Hangi yolda büken kadına hala böyle aşık olan gönüle
Sözüm var: ziyan
Ve hangi henüz bitmemiş cümlelerin virgüllerine
Elinin tersini yapıştıran
Erken noktalı devrik fiillerin ertesinde
İçimi gıcıklatarak gelen
Bütün ünlermlerime ziyan
Ziyan ya
Hangi yokluğunda neyi niçin düşünen
Neler verdiği için, neler almak istediğini bilmeyen
Hangi uykuyu bir rüyanın ortasında bölerek
Anlamlar içinde gittikçe anlamsızlaşan
Oysa eşzamanlı acılara çoktan müdavim olmuş
Kapalı kapılar ardındaki akla ziyan
Hangi yokuşlarda kalan nefesin izine bakıpta
Yıllar sonra hangi gülüşümü
Hatırlacaktın ki bana
Herşeyi böylesine untturdun?
Hangi soğuğu reddedip en sıcak kış günü
Şubatı temmuz belleyip
Dalarken gamzelerin dolusu hayallere
Mutlu olamadığı için ölesiye mutlu etmek isteyen
Hangi insan varki ?
Durmadan böyle yaşasın
Ve parmaklarımı değdirirken buz tutmuş ranza demirlerine
Aslında her sabah yokluğunla tutunurum
Dersem ilk defa inanacağın tutar
Ama bakma yalan
Hangi üşümemle hatırladıysam seni
Boşuna uğraşırsın ey sevgili
Ciğerime ciğerime estirdiğin rüzgarına ziyan
Ziyan
Hangi varoşta hangi kıyak mahallenin
Hangi bilinmez delikanlısıysam yani
Ve hangi çamura basıp yadigar ayakkabımı
Korktuysam kirlenmekten
Ne zaman ki ekmeği tahta masada bölüp döker gibi kırıntısını
Harcanan hayallerime ağlayan
Hangi olmazları saklayıp kırlarda biten çiçekler gibi
Yanında bitebilmek için
Seni hangi isteğin en kuytu köşesine itecek kadar güçlü
Avuçlarımın içine ağrıyan fakirliğime ziyan
Ziyan ya
Neylersin hangi yar demeyen dili ortasından yarıp
Yardan atıversem
Şimdi bi şafak vakti
Sensizliğe mahkum gelirsem
Yaslandığım duvara ziyan
Ziyan
Hangi basit yasta tutulursa tutulsun adım
Ben aşkınla ölürdüm lakin
Beynime sıktığım kurşuna ziyan
Hangi iki gözümün iki çeşmesi
Git nereye istersen şimdi
Ardından bakarsam aksın gözüm önüme
Kirleteceksin yazık
O yürüdüğün yollara ziyan
Şimdi bu sevda en masum simaların
Buruşmuş hallerinde saklanırken
Ben çoktan kaybettim ömrümü
Seninle yaşadığım yıllara ziyan


Bana her zaman Erhan de
Eğer Yiğit dersen ismime ziyan


Erhan Yiğit KIRIKCI

26 Kasım 2009 Perşembe

-KALINTILAR-



Uçmuş ama konamamış güvercinler gibiyim
Hayallerimin peşinde
Ucu biryerden yırtılmış kağıdımızın
Kayıp benim gölgelerim
Güneşe çıksam da görünmüyorum...
Saklamaya mecal bulursam acımı yorganımın içine
Yüzü buruşur ipliklerin
Yanmış ama sönememiş çıra gibiyim şimdi ellerinde
Kurur benim yaşlarım
Ağlasamda bitemiyorum
Bari karışsamda sakallarıma öyle büyüsem
Oturup biyerlerde çocukluğumu özlesem
Ve seni düşündüğüm anları
Bir akşam telaşının içinde gizlesem
Bakışlarından arda kalanlarda
Bir ben kalırmı dersin ?


ERHAN YİĞİT KIRIKCI

11 Kasım 2009 Çarşamba

-ÇOKLUĞUM-




Yaverim kara bahtım olmuş
Şansımdan çok
Görmedim baharları
Verilen güllerden ziyade
Benim dikenlerim çok

Ve geceleri cümlelerden ordular gönderdim kapına
Yalnızlığın askerini vurasın diye alnından
Lakin bilmedim galibiyetini
Benim kazanımlarımdan başka
Mağlubum çok

Şimdi çakıp çaresizliğimi ağrıyan topuğumun altına
Birer birer bastım gittiğin yollara
Hiç silinmedi ayak izlerim
Çünkü sana dair ,seninle,senden başka
Benim sensizliğim çok

Dermanım derdimin önünde koca bir taş
Ezer geçer fakir hayallerimi
ama ölmedim şu ana kadar hiç
Bir yerlerde bir Erhan yaşar meraklanma
Gönüle sen düştüğünde
Benim yiğitliğim çok...


ERHAN YİĞİT KIRIKCI

1 Kasım 2009 Pazar

-ISLANMAK İSTEMEYEN ŞEMSİYE-




Ben ıslanmak istemeyen bir şemsiyeyim
Yağmur yağdığında hatırlanırım
Mecbur bırakılmış yani
Bir tarafta
Tarafını yitirmiş saklanırım...

Ben ıslanmak istemeyen bir şemsiyeyim
Güneş sizi yaktığında hatırlanırım
İnsanlar uzağımda kurtarılmış yani
Bir köşede
Kendimi kurtaramamış ağlarım...

Ben ıslanmak istemeyen bir şemsiyeyim
Yağmur bana, ben kendi içime yağarım
Heryanım ıslak böylesine
Bir kuytuda
Akşam olur bir tek ben farkına varırım

Ben ıslanmak istemeyen bir şemsiyeyim
Bütün hayallerimi demirlerime bağladım
An gelir bu kurşuni şehirde
Bir kaldırım taşına
Büzülürde fırlatılırım...

Ben ıslanmak istemeyen bir şemsiyeyim
Yağmurdan geldim
Biliyorum yine yağmura gideceğim...

ERHAN YİĞİT KIRIKCI

22 Ekim 2009 Perşembe

- SANA YAZIK-



Kendimi en çok bu zaman seviyorum
Gün batarken
Tepedeki bu çay bahçesinde
Rüzgar sevdiğim gibi esiyor
Çocuklar hep istediğim gibi
Bir menekşenin üzerine arı konduğunda yani
Senli bütün ihtimallerin
Yanıbaşımda oturduğu zaman.
Dilimde sarmaş dolaş bir türkü ile
Düşüncelere dalarken
Soğur gider çay önünde
Farkına bile varamazsın
Arabaların korna seslerine karışıp gitti
Yalnızlık çoktan...
Arkasından yaşlı gözlerle bakakaldık
Ama bir yumsam kirpiklerimi varya sana yazık...

Kendimi en çok bu zaman seviyorum
Yeni kesip sakallarımı
En sevdiğim gömleğimle dolaşırken caddelerde
Kendimi bir şarkının son notasına yıkıp
Kimsenin umrunda olmayan bu halimi
Sevdirebilmek için sana
Deli gibi yazmak yani
Sigara paketlerinin mat kısımlarına
Acı nakarat olmuş vesselam hayatımızda
Belirli aralıklarda tekrarlanıyor sadece
Bir kurşun patlasa
Morga düşer sevdamız
Ecel ile değil aşkınla ölüp gideceğim
Ama bir yaşasam var ya sana yazık

Kendimi en çok bu zaman seviyorum
Bu insanı bitiren sessizlikte
Bütün feryatlarımı duyururken arş-ı aleme
Yüreğimin bam teline basıldığında
Tozlu kalır tezene bilirim
Ve neden sonra
Kendimi unutup bir akşam telaşında
Gün batarken
Bu tepedeki çay bahçesinde
Yağmur sanki en çok beni ıslatır
Ve Sen hep düşlerimdeki gibi
Bir çift kumru kanatlarını çırptığında
Gelir geçer ya
Susadururum ardından izine tozuna bakıp
Ama bir konuşsam varya sana yazık

Anlamadın oysa
Bir omuz genişliğinde yerim vardı yanında
Dimdik ayaktaydım biliyorsun
Çok yoruldum ama korkuyorum
Çünkü bir yıkılsam varya sana yazık
sana...


ERHAN YİĞİT KIRIKCI

21 Ekim 2009 Çarşamba

-GEL YAPMA-



Bütün pişmanlıklarım soğuk bir deniz şimdi
Ortasında ben anadan doğma
Aşkın temelini atadurdum ömrüm boyunca ama
Ellerimde ayrılığın tapusu dolaştı durdu
Ve her seferinde güçsüz gitti parmaklarım
Kaleme kağıda
Sığsın diye satır sonlarına
Kendimi unutup adını hep en başlara yazdım
Bir sabahta
Gözümün çapağına barışık uyanmaya hasret
Bir akşamda
Yaşlanan yalnızlığıma düşman
Bir zaman da
Bizi arayan ağlamarımı çekip vursam diyorum
Üstüne sigara kokusu sinmiş perdelerin arkasında
Masmavi bir yurda göçerdik
Öyle ya
Sen pembelerini giyerdin
Rüzgarın esişini saçlarında tanırdık
Sen , ben ve biz
Kış gelirdi biz gözlerimizi yumarken memlekette
Akşam o vakit olurdu
Ne zaman ki uyansak
Toprak gibi kokardı hayat
Ve sevdamız gibi içi geçmiş
Ben sana tutunamam yıldız gibiydin
Ne zaman ki uzatsam ellerimi
Bir limanın çaresiz uzağında
Ufkun şu meraklı ötesine kayıp durdun hep
Ben sana yanamam sevimsiz bir kar gibiydin
Ne zaman ki ateşlere gelsem
Bir elin koynumda amansızca söndürdün hep
Sonunda yar sonunda
Bütün yaralarımı bir ceylanın gözyaşına
Mıhlayıp kaçıyorum şimdi
Pişmalıklar soğuk bir deniz
Ortasında ben anadan doğma
Hayat geçti gitti bu nasırlı ellerimden
Ne yar dinledi ne yara
Ben sensizde yaşardım ama üşüyorum napim(!)
Gel büyüyoruz bak
Gel yalnız sbahlarımın dargın istanbulu
Gel eyleme
Gel etme
Gel YAPMA...!!!


ERHAN YİĞİT KIRIKCI

16 Ekim 2009 Cuma

- KÖR SÜLEYMAN-



Kör Süleyman
Devirdi gözlerini bana
Ne kadar da yokmuş varlığın dedi
Burdayım
Ki ben rüzgarda çok üşürüm dedim
Sonra dedi ki;
Boyun ne kadar da kısa
İşte ben bu yüzden
Yağmurda çok ıslanırım...

Baktı,duydu bütün göremediklerimi
Ben bütün sözlerimi görecek sandım...

Kör süleyman
Devirdi kör gözlerini bana
Karnımda yoksulluğum ağrırkende
Biliyor muydun beni ? dedim
Nurtepe-Şişli hattı
Bu kötü ama iyi minibüs koltuklarında
Ne kadar da yalansın dedi
İşte ben bu yüzden
Herşeye inanırım...

Baktı,duydu bütün göremediklerimi
Ben bütün sözlerimi görecek sandım...



ERHAN YİĞİT KIRIKCI

4 Ekim 2009 Pazar

- ' E DAİR KALANLAR...




Bekle biraz daha
Zamanın kırbacı iner birazdan ensene
Ah benim dertli başım
Akreple yelkovanın koşturmacısına
Sahne olayım derken
Seni düşünmeyi unutmuşum
Çok değişmedim ama desene
Gelsen görürsün ki çok uzak
İstanbul ayaktaki hasta genç
Avuçlarımda kalan hayal kırıntılarını yağmalıyor
Gelsen görürsün ki çok acı
Eskilerimle püskülerimle karşında
Karşındayım çare yok
Neylersin
Öldürmeyen allah öldürmüyor!!!!

Dur biraz daha
Şu insanı delirten kalabalıklardan
Alayım da geleyim kendimi
Özür dilerim
Her günü çitileyip asayım derken balkonuma
İsmini unutmuşum
Hep böyledin ama desene
Gelsen görürsün ki çok saçma
Gelsen görürsün ki çok isterim
Her defasında diyemediklerimi dediğimi
Bu sefer
Başı önde geçen senelerden soramam seni
Bilirsin çok oldu
Gelsen görürsün ki ne olur gel
Eskilerimle püskülerimle karşında
Karşındayım çare yok
Artık kelimelere hükmüm geçmiyor
Neylersin
Öldürmeyen allah öldürmüyor !!!

Söylesene neyi unutmalıydım sence?
Her bakışında görmeyi
Ya da adımı her söyleyişinde duymayı mı?
Sen ne sandın
Sen benden uzakta böyle yaşıyorken
Becerebilirmiyim ölmeyi?


ERHAN YİĞİT KIRIKCI-

30 Eylül 2009 Çarşamba

- AH BU AŞK-




Ah bu aşk seni masallara prenses
Beni de varoşlara beş parasız şair yaptı
Sanki ne olacaktı?
Ben aşkımı koyup ekmeğin arasına sana
Yedirecek miydim ?
Nereden bulacaktım suyu
Hangi rüzgar sarartacaktı buğdayımızı
Sen iyisimi dön arkanı ve git
Azmı yaptın ne çıkar
Seni arşınladığın o yollar
Beni ağladığım kuytular bilir

Ah bu aşk seni göklere bulut
Beni de yoksul damlara yağmur etti
Sanki ne olacaktı?
Ben hangi sözlerimi yerleştirip gamzene
Hangi içli bakışlarımla
Bir iç arayacaktım sende
Azmı yaptın ne çıkar
Vur omzuma gideyim en pervasız tavrını
Seni bu yalan dünya
Beni de yaşanmamış anılar bilir

Ah bu aşk seni filmlere konu
Beni de sofralara meze yaptı
Sanki ne olacaktı?
Uzun eylül soğuklarında titreyecekmiydik?
Hangi yediğimiz simitin susamı bulaşacaktı ağzımıza
Sen iyisimi tak şimdi bu sözlerimi kulağının arkasına
Ve git ... azmı yaptın ne çıkar
Seni bu ucuz kağıtlar
Beni de tükenmiş kalemim bilir


ERHAN YİĞİT KIRIKCI

23 Eylül 2009 Çarşamba

- VAROŞ İNİLTİLER-




Dur saat beşi vursun hele
Çamurlu ayakkabılarımı giyerim sonra
Basmayı en çok sevdiğim kaldırımlarda
Dünkü gazetelerin tadına bakıp
Az çok öğrenirim bu yaşadığımız şehri
Bir çay içecek kadar vaktim olsaydı eğer
Ya da içecekmiydi çay?
Her gün önümüze dayatılmasaydı
İçecekten ayrı koymazmıydık onu eğer
Renkleri burnumun dibindedir ama
Ben hep siyah beyaz yaşarım bu ömrü
Vapurların en üstünde üşürken
Sövebilirdim üstüme pisleyen martılara lakin
Dedim ya
Bir çay içecek kadar vaktim olsaydı eğer
Hep tuhafıma gitmiştir yavaş yürümek
Omuzlara çarpmak lazım çünkü
Acele göbek adım benim
Gel kalabalıklara girelim
Gözlerimi orada bıraktım nedense
Ceketim bile uyuşmuş
Rüzgar esmeden havalanmıyor etekleri

Dur saat beşi vursun hele
Çamurlu ayakkabılarımı giyerim sonra
Ölmeyi en çok istediğim topraklarda
Böyle ağlamayla saça sakala söz geçiremezsin
Aynaya güzel görünmeli senden önce
Çirkinlik bundan ibaret olsaydı keşke
Yoksa ben çoktan uzanır yatarım
Bu Evcilik oyunu bu hayallerimin içinde
Sen olmazsan yani böyle hep
Dünyanın en zenginide olsan
Cebindeki para
Mahalle kahvesindeki acı çaya yeter anca
Çaya içecek dersen eğer
Ah sıkıştırabilsek keşke
Ayağı oynayan masanın altına
Kepaze yalnızlığı bir karton gibi
Haydi al voltanı hüzün
Biz senin ciğerini biliriz
Az gelip yapışmadın sigaramızın dumanına
Aslan gibi dertlerimiz maşallah
Bir aşkımızın burnu akar durmadan
Ucuz kömürler yakan
Bu olmazsa ne yapardık'lı sobalarda
Soğuk hep yanımızdan teğet mi geçer sandın
Sızlamak benim göbek adım
Gel kalabalıklara girelim
Dokunamam sana çünkü
Ellerimi orada bıraktım nedense

Dur saat beşi vursun hele
Çamurlu ayakkabılarımı giyerim sonra
Ben giymezsem
Yanımdan geçen araba sıçratacak nasıl olsa
Yaşlı dedenin bastonu gibiyim
Vururuz bişeylere ama
Hep yerdedir artistliğimiz
Başımı kaldıracak olsam
Görünürmü acep sefilliğimiz?
Şimdi ayağımı sokup tuzlu sulara
Bir çay içecek kadar vaktim olsaydı eğer
Anlardım yanıbaşımda devriye gezen telaşı
Çaya içecek dersen eğer
Ve ayrılık rüzgarımız olmuş
Başımızda böyle eserde eser
Söylesene ulan!!
Neydi şu boktan hayatta
Sensiz yaşamaya değer....?

ERHAN YİĞİT KIRIKCI

18 Eylül 2009 Cuma

- SESSİZ SİTEM-




Şimdi bozuk para gibi harcıyorum yeminlerimi
Ceketimin iç cebinde
Bir bilsen
Hasretin üç boyuta ulaştı
Öyle ki
Nereden baksan görürsün derinliğini
Aşağı tükürsem salya
Yukarı tükürsem sümük misali
Geçiyor geceler
Yastığımın öbür ucunda
Çırpınan dandik hayallerim var
Hani şu evvel zaman içinde
Kalbur samanlara ilerleyenlerden
Tam çekip alayım diyorum
En dalınası anlarımızı içinden
Gökten üç elma düşüyor bu sefer
Ayaklarımın dibine
Bakıyorum üçünün de adı hüsran

Şimdi yorgun üveyikler uçuruyorum
Düşlediğim mavi ülkelere
Bir bilsen
Altyazısını geçiyor
İçi oyulası acımın bültenler
Ey benim yalan zamanlarım
Sonbahara hapsolmuş aşk
Ömrümün taklacı güvercini
Ağlayan palyoçolar
İki cihan bir olup
Bin dereden su getirselerde şimdi
Unutturamazlar seni bana
Çünkü unutmak gecelerde
Çünkü unutmak eskimiş mızrabımın ucunda
Çünkü unutmak unutmuş beni
Dokunma meşgulüm
Bir bir morfinliyorum ağrılı arzularımı
Ve asırlardan eski
Düşlerim var evimin en sevmediğim köşesinde
Buruşturupta atmışım
Hani şu ayranı olmayıp içmeye
Hani şu tahtaravalliyle...
Sen boz kanatlı güvercinmisin ey gönül
Böyle yare izinsiz uçasın
Sen ılık ünvanlı meltemmisin ya gönül
Böyle yarin saçlarına esesin ?
Sararmış gül yapraklarını say sen
Bak bakalım kaç tane olmuş avuçlarında
Ya da bak bakalım ben buradamıyım ?
Şu ilerde bir heykel var mı?

Şimdi tanığım olsun
Uğruna varabildiğim sabahlar
Penceremde bir kuş kadar hafif
Uyanmak öyle uzak ki
Ben masallardaki gibi sevdim seni
Ama sorsan bilmez kahramanı çocuk
Perde arkasındaki gözyaslarımı sayamaz çünkü
Hangi kimyacı hesaplasın ki içindeki tuz miktarını
Varmıdır sorsak fizikçilere
Şu benle olamadığın düttürük dünyada
Sana olan aşkımın hacmi
Sen şimdi şu gittiğin zıkkımın kökünden
Bir parça huzur getir bana
Ki daha gidecek yollarım
Ve ağlarına düşeceğim umutlarım var
Şehr-i yiğitin en sisli akşamında
Ey benim yalan zamanlarım
Sonbahara hapsolmuş aşk
Ömrümün taklacı güvercini
Ağlayan palyaçolar...
Ermiş başımı göklerde aramayın şimdi
Benim gökten çok
Yalnızlığa eren yaşlarım var

Sen boz kanatlı güvercinmisin ey gönül
Böyle yare izinsiz uçasın?
sen ılık ünvanlı meltemmisin ya gönül
Böyle yarin saçlarına esesin?
Bilirim zaman ve mekandaki yerimi haşa
Gideyimde sararmış gül yapraklarını sayayım şimdi
Bakayım kaç tane olmuş avuçlarımda
Ya da bakayım ben buradamıyım
Şu ilerde bir heykel varmı mesela

Affet bu denli sevmeyeceğim
Gelirsem birdaha dünyaya...


ERHAN YİĞİT KIRIKCI

13 Eylül 2009 Pazar

- ARTIK-




Sen yasak ol bende elma bu bahçede
Ademden havva'ya kadar en sevdiğin yalanları
Koy cebime gideyim
Yeter bu kadar doğrulduğum
Yoruldum artık

Ben terazi olayım sende günah
Göğsümüzü gerip ilahi tecelliye
Koy fazla gelen yanlarımı ardımıza
Yeter bu kadar azaldığım
Bittim artık

Ah sen gece ol bende mehtap
Ver bütün samanyolunu avuçlarıma
Yetti benim zavallı düşlerim
Bir mavi düştüm...
Düştüm artık

Ve gülistanlar beğen ömrümüzde haydi
Sen bahçıvan ol ben gül
Dikenlerim içerime dönük
Ver aşkın suyunu gövdeme yeter
Çatladım artık

Kış gelsin diyarımıza
Sen gökyüzü ol ben bir kar tanesi
Dalga dalga yağalım şehirlere
Yeter güneşini bağrıma değdirdiğin
Eridim artık

Yar ağızlara destan olalım işte
Sen maşuk ol ben aşık
Ver ellerini kalbime
Yanıyor içim yeter
Öldüm artık

Bu aşk sanada banada yeter
İNAN ARTIK...


ERHAN YİĞİT KIRIKCI

- bana döneceğim diye söz ver -




Bana döneceğim diye söz ver ne olur
Soğuk bir aralık günü
13'ü hani
Takıldığım kahvenin kapısında o vakit
Hüznüm düşmesin ayaklarımın dibine
Öpüp iliştireyim siyah beyaz resmini
Aynamın sol köşesine
İlk defa işe yarasın cebimdeki parasızlığım
Gidip yer ayırtayım
En sevdiğin banktan Ortaköyde
En kıyak ceketimi giyeceğim ahdım olsun
Bana döneceğim diye söz ver ne olur
Bütün yürüdüğümüz yollara
Güvercinleri kondurtayım o vakit
Bağlayıp ayaklarına sevincimi
Dağlardan dağlara sevdamızı getirteyim
Bayram gelsin barakalara
En sevdiğim türküyü kafama sıkayım
O gün de benim için uçsun martılar
Bir öğlen zamanı esnaf hengamesinde
Süleymanla tavla oynarken
Saat biri yedi geçe
Gülüşünle vur beynimi çaprazımdan
Çay bardağının dibindeki çöp gibi
Döküleyim yerlere
Alıp en hakiki yeminlerimi ağladığım kuytulardan
Dikileyim karşına
Bana döneceğim diye söz ver ne olur
Her gece yattığım ranzayı
Tutmayayım üstüme gelirken
Ellerim küçüktür bilirsin
Çeşmemdeki su barışıverir pis sakallarımla
Birden o vakit soğuk bir aralık günü
13'Ü hani
Takıldığım sigaranın dumanında boğulmasın küfrüm
Ben gönlümü sana vermişim
Hayatımın melodisi dudaklarında geziniyor
Haberin yok
Bak içimi saçlarının rengine boyuyor iklimler
Bana söz verki
Yağmayayım artık kara bulutlarımla
Sabahları bir parça köy peyniri
Bir parça demli çay birlikteliğinde
Yaşamak varken seni
Senle varken yaşamak
Döneceğim diye
Bana döneceğim diye söz ver ne olur
Ölüyorum ...


ERHAN YİĞİT KIRIKCI

11 Eylül 2009 Cuma

- BIRAKSALAR BENİ-




Bıraksalar böyle musluk gibi damlayacaktım
Sarı sonbahara
Acımasız ayrılığın üstüne
Yuvamı kara kışın ortasında
Böyle başıma yıkana
Sana...
Bak şimdi seyrek yagmurlar ıslatır bedenimi
Islak kaldırımlarda çırpınır
Sana aşık gözlerim
Gittiğinden beri
Yarama arş-ı alem acır
Bıraksalar böyle kepenk gibi kapanacaktım
Ayaklarına
Varsaydığımız sözler uçuşacaktı başımızda
Şimdi hangi yalana ağlasın yürek
Söyle doyacağım bir sen daha kaldımı avuçlarımda
Çare sendin yar
Ben senli çarelere pervane
Ah dermanım yoktu ki
Bıraksalar böyle zahmet gibi çökecektim
Saatlerimize
Zamanın bizden gayrısını geçtim
Dakikalarımı sana mühürleyeyim diye
Kanayan dizlerimi gördünmü
Onca ettğin söz üstüne
Sen de üşüdünmü yani
Benim tuzlu gözyaşlarım
Rutubetli odamın penceresinden süzüldüğünde
Aşkımızın hüsranlı acizliği aglıyor şimdi
Mahallemizin çöplüğünde
Görmüşler kırık gözlük camından
Dediler ki :
Gördünüzmü bir kanadı kırık güvercin düşmüş yere...

Bıraksalar böyle yaşamak gibi
Ağrıyacaktım ellerinde
Ne varki çığlıklarımı duyarsın şimdi
Mızrabımın sazıma değdiği yerde
Ve kanım damlasın istiyorum
Sözümün bittiği yerde
Cümlelerimin sonuna nokta diye
Şimdi cıkarttım üzerimden bir bir
Fakirliğimi
Senli günlerimi
Ve sevincimi yar bir parça
Sana olan hasretimi
Çare sendin yani
Ben senli çarelere pervane
Ah mecalim yoktu ki
Bıraksalar böyle rüzgar gibi esecektim
Seni benden alan talihe


Aşkımızın hüsranlı acizliği aglıyor şimdi
Mahallemizin çöplüğünde
Görmüşler kırık gözlük camından
Dediler ki :
Gördünüzmü bir kanadı kırık güvercin düşmüş yere...

Şu doğan güneş şahidim olsun ki
Mağrifet değil böyle yazmak
Bir gün sende seversin
Üzülme...


ERHAN YİĞİT KIRIKCI

8 Eylül 2009 Salı

- AŞKIN ANADOLU HALİ -




Ey Ağrı dağının kucağına oturmuş
Otantik acılarımın sahibi
Yozgatın bozkırları kadar yanar içim
Erzincan dağlarında sesim me'ler
Munzurun çayına kaptırmışım sözcüklerimi
Sivasın yolları sazımı dinler
Ey Van'ın sisli havasına sinmiş özlemim
Şimdi bana Ankara kadar uzaksın
Ve hayallerimde İstanbul kadar güzel
Bursa'nın yeşilinde
Bafra'nın tütününde çekmişim seni içime
Kolay gidemezsin
Kaçkar dağlarının doruklarından akar gözyaşım
Erzurum'un soğuğunu başıma sarar da severim seni
Öyle bir büyürüm ki seninle
Bir kolum Edirne'de
Bir kolum Ardahan'da durur
Denizli'nin horozları gibi öter yani
Her sabah başımda sevdam
Teline Kırşehir'in aşıkları dokunur
Rizemin çayını demlerim yokluğunda
Sensizliktir birkaç Gemlik zeytini
Kütahya pınarlarının başında ağlarım
Ve gün doğar trakya gelinciklerinin üstüne
Ben Karadeniz'de hamsi olur yanarım
Karartmışım Zonguldak'ın kömürü gibi ömrümü
De get bayburt dem vurma yarama
Hüznüm maçka yaylasına rüzgar olmuş
Eser da eser
Trabzondan üste gidersin
Giresun'da güz olurum birden
Yağmur üzerime Artvin'den yağar
Ey Isparta güllerinin üzerine doğan güneşim
İzmir'in kavakları kadar uzundur hasretin
Eğilmiş bakarım şimdi Aydın'da
Efelerin diz çökmüş aralığından umutlarıma
Ve mutlaka kazınmıştır ismimiz
Tokat yapraklarında
Gidersen görürsün
Ben Tekirdağ rakısına gömerken hüsranlarımı
Yürüyüp Diyarbakır'ın tozlu yollarında
Ey Akdenizdeki uzun yaz günlerim
Ey Bitliste ki beş minarem
Şimdi gah Urfa dağlarında bir ceylan
Gah Çarşamba'da sel olurum senin için
Anadolu benim sen dağlayan yanımdır
Bir Yiğit gurbete gitse
Merak eyleme
Sevdası damarında dolaşan kanıdır.


ERHAN YİĞİT KIRIKCI

6 Eylül 2009 Pazar

-Aşka Düşen Kaleye Mum Diksin-




Dünyadan bihaber bir çocuktum
Gözlerini zorla dünyama soktular
Ellerimde bilye izleri varken
Sağ elime seni
Sol elime sensizliği tutuşturdular
Arnavut kaldırımlarda
Delice koşmak varken terlemeler boyu
Beni bir aşk oyununun içinde
Sensizliğe yumdurdular
Kainatın böylesine ortasında
Saklanmış umutlarımı sobeledim yıl yıl
Sonra birden koskoca bir yalan olduk
Utanmadan birde
Kazan çömlek patlattılar

Başımda esen kavak yellerim
Nereden eserse essin
Haydi millet
Aşka düşen varsa şimdi
Kaleye mum diksin

Dünyadan bihaber bir çocuktum
Bir haber verdiler duruldum
Cebimde ütülü mendillerim varken
Top oynadığım yokuşlarda büyüdüm
Kar yağan merdiven eşiklerinde
Oturup üşütmek varken
Bana bir ömür yol kadar yalan uydurdular
Bu aşk oyununun içinde
Beni sensizliğe yumdurdular
Şehrimizin böylesine ortasında
Saklanmış gözyaşlarımı
Sobeledim ağır ağır
Sonra bizi uydurdukları yalanların içine koydular
Yalan olduk
Kazan çömlek patlattılar

Şimdi başımda esen kavak yellerim
Nereden eserse essin
Haydi millet
Aşka düşen varsa
Kaleye mum diksin ...


ERHAN YİĞİT KIRIKCI

- SEN BANA GELDİĞİNDE -



Sen bana geldiğinde
Kan revan içinde uyanacak aşk
İhanetin uykusundan
Gözünde asırlardan kalma zayıf bir çapak
Ve tüyden sözlerim olacak
Lakin öylesine ağır
Sana kucağımda
Büyüyemeyen hayallerimi göstereceğim sonra
Bağrının ortasında bir yumruk kadar
Pişmanlığın olacak
Geriye dönmeyen seneler gibi
Lakin yutkunmak öylesine zor
Ey yar nefesimi sokağında bıraktım ki
Ağlayan klarnet seslerinde kalan hıçkırıklarımı
Duyasın diye
Ve gün doğduğunda sevişmemizin üstüne
Yalanlarının puşt kırmızılığında
Kan revan içinde uyanır aşk
İhanetin uykusundan
Gözünde asırlardan kalma zayıf bir çapak
Ve güz kadar yalnız kalırsın
Lakin baharların öylesine uzak

Ey yar
Sen bana geldiğinde yani
Bilselerdi melekler mum yakmayı
Kanatırdım geceleri koynumuzda
Yorgun yelkovanlar vuslatımıza ilerlerken
Ağlayacağım emin ol
Şehr-i yiğit
Yağmur sonrası köyler gibi kokacak
Islanacak her taraf
Ayakların çıplaksa üşeyeceksin
AH sen bana geldiğin de
Kan revan içinde uyanacak aşk
İhanetin uykusundan
Gözünde asırlardan kalma zayıf bir çapak
Ve şüphe doğuran yarınımız olacak
Aklımda fikrimde seni unutmak ..

Anlasana
Sen bana geldiğin de
Bir göreceksin ki
Tenim esmer kefenim ak...

ERHAN YİĞİT KIRIKCI

31 Ağustos 2009 Pazartesi

- MEĞER -



Şimdi nikotin kokan parmaklarımı
Yağan kara uzatıp
Baş harfini öğrettim
Uzaktan bana bakan kuşlara
Bu sevda garında
Herşey nasılda yalnızlığın pençesinde!
Ama sadece ben değilim kan revan içinde kalmış
Acemi dansımızın
Ayağına basma korkusunda bıraktım
Bütün söyleyemediklerimi...
Bu sevda garında
Herşey nasılda yokluğuna adapte...

Meğer ben sana çoktan yanmışım da
Yaralarımdan haberim yokmuş
Yarım yanında kalmış
Yanım hiç dolmamış...

Şimdi özlemden bitkin düşmüş yüreğimi
Döküp çamurlu kağıtlara
Cümlelerimden antibiyotik yapıyorum kendime
Korkularım kapımın hemen dışında bu sefer
Bu sevda garında
Herşey nasılda yavaş yavaş bitmekte!
Zaman dost sandığı elini
Çoktan atarken yorgun omzuma
Ben senden kaçan cocuksu yanlarımla varoluyorum
Sabahlarımda yeni umutlarım mesela
Ve sıcak çaya hala su katan o 21 yaşım
Bu sevda garında yani
Bu soğukta
Bu sevimsiz mevsimde
Ben seni hep saklamak isterdim sakallarımın içine
lakin ayrılırdık

Meğer ben sana çoktan yanmışımda
Yaralarımdan haberim yokmuş
Yarım yanında kalmış
Yanım hiç dolmamış...

Ve beni göremesinler diye
Bir köşede oyuncağını kaybetmiş ağlarken
Bulurum kendimi
Bir çığlık gibi keser bedenimi hasretin
Aniden koskoca bir adam oluveririm
Baş harfini öğretirken
Bu sevda garında
Yorgun kuşlara...

Meğer ben sana çoktan yanmışımda
Yaralarımdan haberim yokmuş
Yarım yanında kalmış
Yanım hiç dolmamış...

ERHAN YİĞİT KIRIKCI

25 Ağustos 2009 Salı

-BİTTİ-




Bitti
Herşey daha yeni başlıyorken oysa
Bir sayfanın oksijeni bile duruyordu örneğin
Ve yeni doğan bebek ağlamamıştı
Yağan yağmur toprağa tam değecekken
Ne bilim işte
Akan gözyaşı bile pınarındaydı henüz
Bitti
Yorgun yelkovan bilinmeyen dakikalara ilerlerken
Hani yumruğu birden masaya indirircesine
Ve bir kalemi kırar gibi
Ne bilim işte
Güneş ufukta tam açacakken
Bitti
Kirazlarımız daha olmamıştı mesela
Ve ben seni henüz güldürememiştim
Yani saçların dudaklarıma hiç değmemişti
Oysa notalar bize hazırlanıyordu
Rüzgarımız henüz esmemişti fakat
Benim elim gözüm tam sen kokacakken
Bitti
Sen bana
Benimde inanabileceğim bir yalanı öğretecekken hani
Ve ben elimdeki ekmeği bölemeden sana
Susuz dudaklarımı musluğa dayar gibi
Dayamadan kor dudaklarına
İşte bu kadar basitder gibi
Ve çamurunu sıçratmamışken felek henüz yüzümüze
Elin elime değmeden yani
Bitti
Ben senin uykudan yeni kalkmış halini
Ve sen benim,
Uzun sakallı ne kadarda çirkin oluşumu anlamadan
Beraber üşümeden deniz kıyılarında
Benim babalık özlemlerime gülmeden örneğin
Senin hızla kilo alışına aldırmadan
Yani hayatın tozu ayaklarımızda
Pembesi başımızda tütecekken tam
Bitti
Ben aşkın yarasına tuz olmadan
Ve sen kanatmadan kalbimi hınca hınç
Dizlerinde uyuyamadan yani
Çamaşır suyu kokan fakirliğimizi yaşamadan mesela
Küçük ellerinin kahramanı olacakken tam
Bitti
Bakma şimdi nefes aldığıma
Tenimdeki esmerliğim hüznümdür
Bütün hücrelerim sayıklardı seni ama
Henüz seni seviyorum diyemeden
Bitti
Ben ne yaptıysam aslında ey açık yaram!
Sende başladı
Sende bitti...


ERHAN YİĞİT KIRIKCI

21 Ağustos 2009 Cuma

-VARSIN BÖYLE OLSUN-



Açsam iki göğüs kapağımı dışarı
Bütün dünya kirlenir hüznümden
Arda kalan ıslak bir yalnızlıktır bilirim
Başıboş adımlarımdan delikanlılığım sorulur
Yar kucağında değil
Soğuk bir bankta oturur sevdam
Varsın bu da benim özlemim olsun
Öyle bir gitki şimdi
Geriye geldiğinde
Yerlere damlayan gözyaşlarım
Şehrimizde sel olsun

Ağlasam yani
Avazımda yansa isminin harfleri
Sesimi güvercinler duyar
Kanatlarının üstünde resmimiz durur bilirim
Akşamlarımdan sensizliğim sorulur
Yar elinde değil küçük kalbim
Ölümün kıyısında tutunur
Varsın buda benim yazgım olsun
Öyle bir gitki şimdi
Geriye geldiğinde
Gözlerim
Sana uzaklardan bakan el olsun

Açlığım sen olsan da
Yediğim simiti koparır gibi
Koparırdım yokluğunu
Bilmezsin
Bir çocuğun şekeri istemesi gibi
Masumken yürek
Yalnız odalarda geçen ömrün acısında titredi
Ey yar söylesene
Bana gözlerimi tavandan geri verebilmen
Daha ne kadar yalan sürer
Azmıydı gamzene doldurduğum gülüşler
Olsun bakalım
Varsın buda benim saplantım olsun
Öyle bir gitki şimdi
Geri geldiğinde
Adım Erhan
Toprağım YİĞİT olsun...

ERHAN YİĞİT KIRIKCI

28 Temmuz 2009 Salı




Hüzünlü bir davanın suçsuz sanığı gibi
Kelepçeledim özlemlerimi bir bir koluma
İçim gıcıklandı dersin ya hani
Yediğim ekmek boğazıma ayrı düştü
Bir yanım işte böyle boş kaldı
Sigaranın dumanı gibi uçup gitmişim
Gittiğim yerlerden yar seni değil
Sensizliği getirmişim...

Esmer dikenler batar kalbime
Her gittiğinde
Siyah akar kanım

Hüzünlü bir davanın sucsuz saığı gibi
Boş gözlerle baktım bugün martılara
Ve uçtum kolumu yalnızlıgın omzuna atıp
Mutluluk düşlediğim bir o kayadan
Bir o kayaya
Ama yazıkki
Ucumda bucağımda ne varsa sensizlik
Mavinin oğluydum bir zamanlar
Şimdi mahiye büründü hüznüm
Mısralarımda sel olmuş akmış gözyaşlarım
Elimi tutsan anlayacaktın ...
Güneşler açmış ardımızdan
Ve ben bir çiğ tanesi gibi uçup gitmişim
Gittiğim yerlerden yar
Seni değil sensizliği getirmişim

Esmer dikenler batar kalbime
Her gitiğinde
Siyah akar kanım...


ERHAN YİĞİT KIRIKCI

21 Haziran 2009 Pazar

- ERİK ÇEKİRDEKLERİ-




Fakir gencin kaleminden dökülenler,şehirdeki yaşlı kemancının kalbini acıt-
mamışken henüz bütün şehir inanıyordu buna.Yorgun çınarları bile... Oysa ortada
ne yar kalmıstı ne de ser.Meydanlarda buruşturulmuş ayrılık ambalajları... çöp-
çüler küfür etti bir müddet;rüzgar nedense hep sevdiği yerden eserdi! ve aslında
suçu yoktu martıların çünkü onlar ne kemancıyı ne de fakir genci bilirlerdi.
Görseydiniz ağlardınız kaldırımlarda sarı yapraklardan daha aciz olan aşkın halini
güvercin adımlarının izinde...
Fakir gencin kaleminden dökülenler,şehirdeki yaşlı kemancının kalbini acıt-
mamışken henüz bütün şehir inanıyordu buna.Bu dediği şeye yani...yorgun çınarla-
rı bile.Bir çocuk geçivermişti yağan yağmurun içinden ,bütün şehir bakakalmıştı
sadece.Bu dediği mutluluk cebinde, erik çekirdekleri...
Sistemin böylesine basitliğini kaldıramamıştı kötü kalpler.Telaşla kesilmişti
meyve ağaçları yerlerinden.Kilisenin çanları çaldı ve vapurların sirenleri...
Bütün şehir biliyordu oysa bunu yorgun çınarlar bile...Hiçbirşey genç kızın duda-
ğına kondurulan o ilk öpücüğün tadını vermeyecekti birdaha.İnatla fakir gencin ka
leminden dökülenler şehirdeki yaşlı kemancının kalbini acıtmamışken henüz bir çocuk
geçiveriyordu yağan yağmurun içinden bütün şehir bakakalıyordu sadece cebinde
bu dediği mutluluk; ERİK ÇEKİRDEKLERİ...

ERHAN YİĞİT KIRIKCI

19 Haziran 2009 Cuma

-Hanımeli Olduğun da-




Yar ey
Saatlerin içinden gel
Tüm zamanlara gülüşlerimizi bıraktım ben
Yaşlarımı sildiğim vakit ki
An gelir düşünürdüm
Beynimin içinden çıkagel
Hanımeli olduğun da
Söz büyüyeceğim bu sefer

Yar ey
Sokağımızın içinden gel
Çocukluğumu duvarlada
Lastik topumun izinde bıraktım ben
Kuru havlular terli sırtıma konulduğunda
An gelir üşürdüm
Gözlerimin içinden çıkagel
Hanımeli olduğun da
Söz büyüyeceğim bu sefer

Yar ey
Kalemimin mürekkebinden gel
Sızımı çoktan kağıtlara gömdüm ben
Böyle kısık kısık ağladığında şiirlerim
An gelir yazardım
Yazgımın karalığından gel
Hanımeli olduğun da
Söz büyüyeceğim bu sefer

Yar ey
Beni benden alıp gel
Miyadımı aşkına mıhlamışım ben
Birden ecel kapımı çaldığında
An gelir ölürdüm
Nefesimin içinden çıkagel
Hanımeli olduğun da
Söz büyüyeceğim bu sefer

Yar ey
Gecemin içinden gel
Uykularımı donuk resmine bıraktım ben
İlelebet uyuduğunda sevdam kırık dallarımda
An gelir kopardım
Rüzgarın kalbinden çıkagel
Hanımeli olduğun da
Söz büyüyeceğim bu sefer...

ERHAN YİĞİT KIRIKCI

16 Haziran 2009 Salı

ERZİNCAN'Â RÜZGAR SALDIM SAÇLARINA DEĞDİ Mİ?




Bir ton yalnızlıktan çıkar beni şimdi haydi
Gözlerim ağaçlar gibi yeşil olsun
Umutlarım denizler kadar mavi
Yürürdüm diyardan diyara yar
Bilseydim benden çekeceğini ellerini

Söyle şimdi,
Erzincan'a rüzgar saldım
Saçlarına değdi mi?

Hikayelerin sonunda mı bitmiştim
Hep merakla beklenip
Hayal kırıklığına uğratılanlardan
Oysa şimdi saçların
Karlı dağların eteklerinden akan su
Dayamışta ağzımı içememişim yani
Sakallarımın arasından akan ter değil
Aşkımın gözyasıdır
Yar bilmezsin
Sen bensiz sabahlara uyanırken bir bir
Ben avuçlarımda dogdururum sana geceleri
Hikayelerin sonunda mı bitmiştim
Hep merakla beklenip
Bir daha hiç okunmayanlardan hani


Söyle şimdi,
Erzincan'a rüzgar saldım
Saçlarına değdi mi?

13 Haziran 2009 Cumartesi

-UMUT-




Belediye otobüslerinde yolculuk eden
Asık yüzler kıvamında aşk
Hep bir tarafları soğuktur çünkü
Gri şehre bugün bir yağmur yağsa
Damı akan bir ev benden bilecek
Kapısına mühür vurulmuş bir ekmek teknesi hüznünde
Yanağımızdan makas alır ayrılık
Biz ne zaman böyle uzaklara baksak
Susmak gelir aklımıza
Usumuzun içinde sus...
Kalbimin damar ucuyla yazarım seni bir yerlere
Nerde atsa hissedersin
Gri şehre bugün bir yağmur yağsa
Damı akan bir ev benden bilecek
Biliyorum ağzımda kuşta tutsam ben
Bu kuşun kanadı neden beyaz diyecek!

Tarlalarda pamuk toplayan beller gibi aşk
Hep bir tarafları ağrılıdır çünkü
Bugün bir yerlerde beyaz koksa
Karalar benden bilecek
Ve sen ne zaman böyle gidecek olsan
Yürümek gelir aklıma
Dizlerim hal dermana engel
Bugün bir gözkapağı yorgun düşse
Uykularımız geri gelecek
Biliyorum ben sadece içimdende özlesem seni
Adını ellerim nefesini gözlerim öpecek
Gitme dur
Eğer birgün düşüverirsem aklına
Bu aşk düştüğüm yerde büyüyecek
Yanan ateşin dumanı gibi öykümüz
Şu tepenin üzerinden battıkça
Her parlayan güneş
Sen ne dersen de
Ne senden ben, ne benden sen gidecek

Okyanusun derinliklerindeki inci tanesidir aşk
Bilmezsiniz
Bir gün olacak;
Prensesim onu bana geri verecek...


ERHAN YİĞİT KIRIKCI

19 Mayıs 2009 Salı

- B E L K İ-



Sessizlikte doğdu herşey
Zaman rüzgarın sırtında gezerken
Ben hep saçlarının arasına gömmek istedim başımı
Bu yüzden
Çok aydınlık karanlıklarım oldu arasıra
Yalnızlığında filizlendi bu aşk
Sancılarda battı herşey
Boyacı çocuklar sandıklarına saklamış ümitlerimi
Bir yağmur söyle sokağındaki adımlarıma
Alsın seller içinde bu beden
Sen diye çalıya çırpıya tutunur belki...

Ölümümde son bulur bütün başlangıçlar
Nezdinde biter ıslak bir aşk
Serseri bir ıslık gibi gözünde
Fiyakalı görünür mezarım lakin
Usulca düşersin
Gül dalı zannedip bülbüller
Oradan oraya çarparak
Sen diye toprağıma savurur belki...

Belki sen şimdi yoksun
Benimde ağlayacağım tuttu
Gittiğin yerden birkaç sen gönder bana
Biri giderse birini kelepçelerim ellerime belki

erhan yiğit kırıkcı

16 Mayıs 2009 Cumartesi

- YALNIZ GÖLGEM-



Buralara yağmurlar düştüğünde ağlayacağım söz
Karıncalar dalgalardan kaçmayı öğrendiğinde
Unutacağım seni
Bir şafak vakti evi böyle terkedip geceye
Gurbet sol yanımda kalsın
Toprağım hep ardımda
Buralara bahar geldiğinde güleceğim söz
Kaplumbağalar yuvalarına koştuklarında
Unutacağım seni
Güneşli bir günden alacağımız olsun mutluluk
Yoksa düşerim ayaklarının dibine
Tutarmısın ellerinden
Gölgem bugün çok yalnız

Çiçekler beni gördüğünde vazgeçeceğim senden söz
Sırtımdaki ceket ağladığında unutacağım
Hani en kalkılıp gidilesi anlardan
Ve bir aşk iflasından alacağımız olsun gülüşler
Buralara karlar düştüğünde yakacağım anıları söz
Siyah beyazdan mor sümbülden ayrıldığında unutacağım seni
Tam ortası yansın evimin anasını satayım ne çıkar
Kirpikten damlayanların ucundadır benim kalbim
Sessizce dokun ne olur...
Gölgem bugün çok yalnız

Buralara ağız dolusu bir sevinç geldiği zaman
Çıkacağım pencerelere söz
Hiçbir pervaza ıslak ekmek konmadığında unutacağım seni
Kurşuni rengi suçu olur varoşumuzun yoksa
Ve herkes bu denli haklı
Görülsün davası bu aşkın sıkıysa
Deliye dönen dudakların çekirdek tuzlarında
Öfkesi sorulsun yada
Kösele ayakkabılarımızın topuklarında
Ya da benden önceki şairlerin aşkı anlattığı
Kıskandıran mısralarında

Oralarda ben varmıyım bilmem ama
Buralara sen hiç gelmediğinde öleceğim söz
Toprağım kuruduğunda unutacağım seni
Ansızın bir yaz yağmurunda ıslaırmısın beni
Gölgem bugün çok yalnız
Ben hep çok yalnızım...

30 Nisan 2009 Perşembe

- YİĞİDİM -




Biz dağların ardındaydık
Güneş vururdu yüzümüze yaşardık
En çok yakışan acıyı bilirdik yüreğe
Şubat soğuklarına gelirdi göğsümüz
Tepeden tırnağa öfkeye keserken
Ömür kahpesi
Dünya yalanı
Ve herşey boş bu kadar
Çünkü yoktun
Şimdi bizim daldan dala uçurduğumuz arıları
Ve kulak arkası papatyalarını
Özlermi dünya bilmem!
Ama biz sonbahara bile
Güneşler ısmarladık senin için
Gör yiğidim...

Biz yağmurların ıslağıydık
Bir delikanlının başıboş ıslığı
Türkülerin zılgıtlarında hayat bulurdu nefesimiz
Kor camlar keserken bileklerimizi
Ölüyoruz demezdik
Şimdi bizim bozkırlardan
Bozkırlara uçurduğumuz güvercinleri
Ve kulağına aşkı fısıldadığımız ceylanları
Vururmu dünya bilmem!
ama biz damarda kan
Yangında lav olduk senin için
Duy yiğidim...

Biz bir gecenin çığlığında
Kederin tam ortasındaydık yani
Gülümüze poyrazlar eserdi
Yalnızlığının boş kalabalığıydık
Suskunluğunun sabrı
Her batan gün
Yeni bir şeyler götürürken şimdi içimizden
Gökkuşağındaki en mutlu renk
Topraklara taş kesildik senin için
Bil yiğidim...

Biz sabahların sisli ışıklarında
Fakir kızların saçlarının örgüsündeydik
Salçalı ekmeklerin en iç burkan açlığında
Ellerimizi yar eline mıhlamak isterken
Isırgan otlarında sızladık!
Yorgun biliriz gönül şimdi
Ama biz her gözyaşında
Ve her yaranda öldük senin için
Sen yaşa yiğidim
Sen yaşa...

ERHAN YİĞİT KIRIKCI

20 Nisan 2009 Pazartesi

-BİRDE SEN SEV-




Birde sen say şimdi yıldızları
Gözlerin yoruluncaya kadar
Hatırla bebeklere gülüşlerimizi
Ve dertlerine kuşlar ağlasın
Ağlamaların yaramın kabuğunda saklıdır
Kanar çünkü hissederim
Süzülen ışıklara gözlerimi çakarken
İzmaritle tütünün bittiği yerdeydi hüznüm
Başparmağımla işaret parmağımın arasını kıstırıp
Fırlattığımda oldu benim
Böylesine yanıpta

Birde sen bak şimdi bu puslu pencerelerden
Bekar evimin rutubet kokularında
Sararmış atletimin acizliğinde sev beni
Her sabah piknik tüpünde parmaklarımı yakarken
Acımla neşemin bittiği yerdeydi sevdam
Uzatıp sakallarımı
Başımı yastıklara gömdüğümde oldu benim
Böylesine susupta

Birde sen ben ol şimdi
Aynalara hasım geçen günlerin ardına
Peçeteden güller yapıp bırak
Gözyaşlarına gül yaprakları değsin
Adımların ürkek güvercinler kadar çekingen
Ayağımın altında
Menekşeleri ezdiğimde oldu benim
Böylesine kaçıpta

Birde sen sev şimdi
Bir maralın sevdiği gibi dağları
Baharın mühürün olsun nefesine
Göçmen kuşlar misali
Alıp basını düşerken yollara
Mis kokan yari bağıra basmaya hasret
Özlemlerimi teğet geçtiğimde oldu benim
Böylesine yıkılıpta

Duy sesimi
çığlıklarım sokağında esen yeldir
Birde sen ölme şimdi
BENİ BÖYLE BIRAKIPTA..

ERHAN YİĞİT KIRIKCI

16 Nisan 2009 Perşembe

-HAYRET YİNE GELDİN-



Hayret yine geldin
Bende karanlık sulara ismini yazıyordum
Yanaklarım iki avucumun içinde
Günlerce kederimi ezberliyordum
Yangındı bakışlarım uzaklarına düştüğünde
Gözümün çapağına dönerdi sırtını sabahlar
Ama ben hep geceleri ağlıyordum
Hayret yine geldin
Mutlu bir çocuktum oysa bu oyunun içinde
Kumdan kalelerim vardı
Çay tabaklarından kültablalarına eş
Sakallarım denk düşmüş
Terleyen sırtıma konulan havluya
Ellerimin içinde bilyeler
Maktül sevdam
Katil gözlerin
Vurulur gibi bir kelebek kanadından
Kendimi usulca toprağa bırakıyordum
Dudağımı büzmese gitmelerin
Hesap sormayacaktı sana takvimler
Yakacağım şimdi şehrin bütün ışıklarını
Gök kubbe üzerimize yağsın
Ben bu siyah paltomun içinde böylesine yaşarken
Şu an dişimin ağrısı şahidim olsun ki
Ben seni ne güzel de unutuyordum
Hayret yine geldin
Bak dağın yanından dağ kopmuş
Sarı yapraklar bürümüş merdivenlerimizi
Son bakışın bir akşamüstü telaşında
Evine giden memurların kara yazgısı gibi
Düştükçe damla damla
Cüssenin tam ortasına
Cam kırıklarına gelsin beynim
Gör ki dilin damağın kurusun
Gör ki nasılda parçalanıyordum
Hayret yine geldin
Birşey getirme sakın
Sen gelme yeter demiştim
Kirletirsin yoksa
Kirpiklerimden tırnağıma
Gözyaşından kayalara varana dek
Ömür tükenir seninle
Dert tükenmez yaza yaza
Ben zaten seni değil
Seni sevmeyi sevmiyorum
Ve sevmediğimden değil yaram
Peki tanrım neyden?
İçerim neyden kanar?
Dil ile ikrar ederim aşkını lakin
Asıl aşk kalp ile tasdik olunca yarar

Hayret yine geldin
Bende tam gidiyordum...

ERHAN YİĞİT KIRIKCI

9 Nisan 2009 Perşembe

- DERLER GÜLÜM DERLER-




Ağlarım denizler yanar
Sessizliğinde bu şehrin
Adın gider ellerimden usul usul
Bağrımın ortasından alevler çıkar
Bahar inançlı bir çocuk kalır
Ayaklarının ardında
Kandan can candan kan gibi can gider
Ben ömrümü adamışım siyahına
Feryadımı dikenlere sor
Gecelere zilzurna
Dil dönmez anları
Sabahlarımın kepaze uykuları alır
Yoksun ya
Bende hep lodos eser
Ceketimin cebine aşkını mıhlamışım
Üşümem bir parça
Yalınayak buzların üstünde gezerimde ben
Yeni açan bir tomurcuk mutluluğunda izlerim
Şimdi ben seni
Sitemlerimi gömüp tozlu halıların altına
Bağdaş kurdum sevdanın tam ortasına
Ben ağlarım geceler beni yokluğuna kelepçeler
Sırtını dönermiş gibi bize dünya
Yazı kış umudu kara ederler

Derler gülüm derler
Seni benden alıp giderler
Beni bir kör kurşuna
Seni gözyaşlarına mahkum ederler

Diyar diyar takılır kumruların ardına
Düşerde yavaşca
Yollarına ağr senelerimi ezberletsemde ben
Seni gülün üstünde bülbül
Beni hasat zamanı bağban unutur
Saklanırda sarı yaprakların içine
Utangaç menekşeleri gibi karlı dağların
Kara kara uzaktan izlerim
Ben seni şimdi
Baharlarımı erteleyip yarınlara
Ne varki eski bir yara beni ezer geçer
Aşkın bana yasak meyve
Ne adem ne de havva dinler
Sırtını dönermiş gibi bize dünya
Bağırı çıplak ekmeği mundar ederler

Derler gülüm derler
Seni benden alıp giderler
Beni bir kör kurşuna
Seni gözyaşlarına mahkum ederler

ERHAN YİĞİT KIRIKCI

3 Nisan 2009 Cuma

-YAŞARKEN-



Şimdi ellerimde ecelim durur
Dokunursam yüzüne ölürüm
Azlığım sen olursun
Herşey çok fazla geliyorken
Kapımın hemen önünde
Üşümüş bir sevda durur
Sürüklerken bütün pişmanlıkları
Keder kirpiklerimden sorulur
Ağlarsam kesilir yağmurlar
Bir şarkı gibi akıp giderken zaman
Nefesim sen olursun
Ölüm emeklerken kucağıma
Parmaklıkların dibinde
Rezil bir ayrılık durur

Birgün diye başlayan her cümlenin sonunda
Sinsi noktalar biter
Ünlemler sesimin hücrelerinde kurur
Islatır boğazımı suskunluğun
Açlığım sen olursun
Ben bu hayatın bütün yalanlarına tokken
Evimin bütün tozlu raflarında şimdi
Ertelenmiş düşlerim bulunur
Yanarsam kıyamet kopar
Bir izmarit gibi biterken hayat
Belalı başımda sevdam
Gül bahçelerinde dikenim olursun
Hazan mevsimlerinde
Bir YİĞİT kaybolur...

ERHEN YİĞİT KIRIKCI

23 Mart 2009 Pazartesi

-SEVDİM-



Sevdim
Duyguların yoğunluğunda düşünerek
Saklayarak toza çamura bulanmış gözkapaklarımı
Ve kalleş bir sivilceyi yüzdeki
Gecelerce zindanlarda geçti sanki ömür
Düşüncemde seni varederek yaşarken
Hani şarkımızın en sevdiğimiz yerinde
Kapatarak gözlerimi
Çayın deminde
Burnunu cama dayayan çocuk kadar masum
Koca bir adam olmaya çalışarak
Odamızın duvarlarına çizerek
Mutlu günlerimizi
Ve kırmızı elbiseni senin
Benim mavi kasketimi
Gülüşlerindeki anlık mutlulukları
Dondurarak hafızalara
Bir tutam bakayım diye
Avucuma doldurarak saniyeleri
Sevdim
Dişmacununu ortasından sıkarak
Korna seslerinin gıcıklığında
Bir deniz dalgasının üstünde üşüyerek
Ama nedense hala oturarak
O boş ve o en çok olman gereken banklarda
Elimdeki kuru simite harmanlarken içimi
Yanarak
Yakılarak hani
Fakir kız çocuklarının ve oğlanların
Hayallerinde tutunarak
Sobaya dokunan minik elin acısında
Babannemin gözlüğünden annemin yazmasından
Koklayarak hayatı
Çocuklar gibi sevinerek karın yağmasına
Leğenlerde kayarak hasta olana kadar
Havuç burunlu kardanadamlara atkılar takarken
Hep bir deli aşkın kucağında
Ağlayarak bulurum kendimi
Bu gri şehrimizin içinde
Sevdim
Kavurarak soğanları pembeleşinceye kadar
Yoğurarak hani hamurları
Kulak memesi kıvamına gelinceye kadar
Sürekli tartılarak basküllerde
Yalnızlığında bir babam birde anam olarak
Bulmacalara gömerken dertli başımı
Sevdim
Boruların ti seslerinde
Kuzuların meleşmelerinde
Dalgın gözlerimi akıtarak
Yazdığım şiirlerin her dizesine
Sevdim
İliklerine kadar hayatın yani
Ey elimdeki biram
Gazete kağıdına sarılı tuzum
Zeytin çekirdeğim
Sakallarımın içinde büyütürken bu aşkı
Kalabalıkların içinde unuttum kendimi
Gökyüzüne balonlar saldım
Kordonların pamuk şekerlerinde
Bol bahşiş atıp garsona
Ayakkabılarımı boyatarak esmer çocuğa
Ve unutarak gözlerimi
O körolası uzaklığında
Sevdim
Hesapsızca çalarak senden seni
Tazikli sularda boğulayım ki
İşte aynen böyle
Sende böyle severmisin beni???

ERHAN YİĞİT KIRIKCI

21 Mart 2009 Cumartesi

--İNTİKAM--



Bu hırs alsın götürsün beni şimdi
Kıyametlere gelsin yürek
Sağımda öfkem otursun solumda çocuk yanım
Dumanlar tüterken gemilerin bacasından
Gözyaşımla sızlattırdın ya en olman gereken anları
Tutuşsun saçların
İsmin titremeye hazırlanan
Ellerimin içinde ağlasın
Takvimlerden seçsinler 13 aralıkları
Gırtlağımdan kaynar sular akıtsınlar
Yasadığım pişmanlıklar kadar
Kurşuna dizsinler beni
Ağladıkça hatıra sen gel
Çiçekler ölsün dağlarda
Tenim tenime yabancı kalsın
Utansın kanım benden utansın
Düşüncem sende kalırsa
Kabus olsun içinde olduğun rüyalar
Çekip vurayım beyaz alnından
Versinler yalan gözlerini bana
Şimşekler çakıp yağmurlar yağsın
Kuşlar havalansın şehre geldiğinde
Bir işçi sırtından vurulsun
İnançlara şüphe düşsün yani
Görüp ihanetini
Ağıt yaksın başucumda melekler
Kalabalığın ortasında bir çocuk ağlasın
Kara bulutlar kapatsın güneşlerimizi
Masalların içinde yok ol
Ani bir rüzgarla savrulur gibi
Savrul aşkla bir düştüğünde adın
Alevler üşütsün seni
Soğuklar yaksın
Elini uzatacak olursan eğer birgün bana
Buz gibi bir mermi delsin geçsin beynimi
Davullar çalsın zurnalarla
Bahardır ölüm
Senin nefes aldığın bu dünyada bana

Bilirim
Sen şimdi uykunda mutlu serçe
Şehr-i yiğitte ise bir erhan
Dokunma
Gözü divane...
Feri divane...

Ah bu hınç yaralasın beni
Anaların gözü yollarda kalsın
Kanasın yürekler
Kavuşmak imkansızı olsun ayrılıkların
Beni böyle bıraktın ya birbaşıma
Zehirin olsun ekmeğin
Suyun yarım kalsın
Dikenler bürüsün yürüdüğün yolları
Toz ol menekşelerin üzerinde
Kardeşler birbirine küssün
Kötü denince akla sen gel
Öncen batsın
Geleceğinden umma
Önüne eğsin başını gelip geçen
Bir babanın isyanı ol
Ölsün seni seven
Ölsün

Bilirim
Sen şimdi uykunda mutlu serçe
Şehr-i yiğitte is bir erhan
Yaklaşma
Sesi divane
Soluğu divane

ERHAN YİĞİT KIRIKCI

NOT:Bütün hakkını verebilmiş aşklardan özür diliyorum...

14 Mart 2009 Cumartesi

-- AŞKOLSUN--



Varlığımda varmıydın sanki
Yokluğunda yok olacağım?
Boyun yetmez duyamazdın
En parlak yıldızıydı sözlerim arşın
Sen yalan diyarının soylu çobanı
Bense aşığıydım bu yoksul kentin
Barikatların ardındaydı unutulmuşluğum
Sensizliğim coplanırdı körolası ellerimde
Tırnaklarımın ucunda birikirdi bu sitem
Devran dönene kadar
Kültablalarına boğulasım gelirdi
Haydi devrem ibret olsun
Olsun
Bu da benden olsun...

Sen gökyüzümü ısrarla çalardın ama
Ben gökkuşağına renkler ısmarlardım senin için
Yıldızlarını doldururdum kucağına bu şehrin
Güvercinlerin kanatlarındaydı sevmelerim
Sen yalan diyarının acemi avcısı
Çekip vururdun tam kalbinden yani
Kan damlardı yürüdüğün yollara
Devran dönene kadar
Dikenlere yırtılasım gelirdi
Haydi devrem ibret olsun
Olsun
Bu da benden olsun...

Gözlerim kayan bir yıldız gözlerinde
Ufak ellerini uzatır nafile
Haramdır yakalayamazdın
Ve cok sonra atardım ben kendimi
Belkilerin yamacından
Keşkelerin soğuk mermer taşlarına
Pencereme vuran güneş batıncaya kadar
Sırtımdaki ağrı olurdu zaman
Umutlarım
Kusların paylasamadığı bir kırıntı şimdi yerlerde
Sen yalan diyarının aç hırsızı
Çalardın birer birer
Bahar hiç gelmezdi Süleymaniye'ye
Devran dönene kadar
Kafamı duvarlarda patlatasım gelirdi
Haydi devrem ibret olsun
Olsun
Bu da benden olsun...

Ben karanlıklarda hiç görmedim ki yüzünü
Aydınlıklardan medet umayım
Yangındı avuçlarımın içi tutamazdın
Bir öfkenin içinde büyürdü bütün yaşanmışlıklar
Senden kalanlar
Çay bardağının dibindeki çöp gibi
An gelir dökülürdü
Durduramazdın
Yokluğunla devir alan uykuyu gözlerim
Öğrencisi olurdu sonbaharın
İçinde damı akan bir evin yağmura
küfrettiği insanlar gibi
küfredilirdim yani
Çabuk harcanırdım
Devran dönene kadar
Bir kör kurşunla son bulasım gelirdi
Haydi devrem ibret olsun
Bu da benden olsun
Yalandı sar yaralarını yiğit
Unuttun mu
AŞKOLSUN...


ERHAN YİĞİT KIRIKCI

7 Mart 2009 Cumartesi

- KARA ÇOCUK-



Keyfimize keder damlamış
Yaralı bir ceylan öyküsüdür çığlıklar
İhanetin suyunu içerken bile aklımdaydın da ne oldu
Aydınlıklara giden yolumuzda
Birkaç şarap mantarından başka
Karanlıklardamı seçidi yüzüm
Göğsümüzü bu dünyanın mavi denizine kaptırmışken
Zatürresinemi kapıldık
Kapı aralığından esen rüzgarın

Tez yazdın yazgımızı yani
Dar kuyulara hapis
Merhaba dedik rutubetlere uyanan bir şafağa
Ne zaman bir aşk düşünse
Bu kara çocuk

Ekmeği çalınmış gibi gırtlağından
Karbonmonoksit verip yalnızlık çekti içine
Ne vardı yani
Bir martı kontenjanı kadar
Yeri olsaydı bu çöplüklerde
Davacı gönlün postu cıktı da ne oldu
Yarin kara kaşıyla sırdaş
Ve esmer kokan tenine dokunmadan geçen ömrün
Ölüme giden yolunda
Bir avuç topraktan başka
Seceresindemi doğdurdular sözlerimi ayrılıkların
Sırtımızı kandan duvarlara dayamışken
Soğuk algınlığındamı hayat buldu öksürüklerim
Bu acayip hikayemizin

Tez yazdın yazgımızı yani
Dar kuyulara hapis
Merhaba dedik rutubetlere uyanan bir şafağa
Ne zaman bir aşk düşünse
Bu kara çocuk

Akşamına misafir olur bir duble rakı
İçinde kaleler inşa etmiş zavallı düşlere
Eskimiş hırka
Ve yılgınlıklarıyla ortak büyür yaşama sevinci
Bu başıboş sevda meydanında
Ne vardı yani
Her sabah gözümüzü
Nurtopu gibi bir acıya açarken
Tek celsede verselerdi aşkını bana
Dalgalarında boğuldumda ne oldu yani
Kıyılarına çalılarla ismini yazma isteğiyle
Genizde duran kuru bir hasretten ayrı
Yaşattım seni
Duyda yine inanma
Ey gidi sancıların nöbet güzeli

Tez yazdın yazgımızı yani
Dar kuyulara hapis
Merhaba dedik rutubetlere uyanan bir şafağa
Ne zaman bir aşk düşünse
Bu kara çocuk

Bütün zamanların içinden
Çekip en sevdiğin anları
Zorla yerleştirirken
En masum sevincimi içine
Saatleri gülüşlerinle dondurdum da ne oldu
Yalnızlığın yatağında
Salya sümükten gayrı
Gülün dikenindemi kanadı gecelerim
Ömrümü güzel güneşli günlerine adamışken
Erken kışlara alıştırdın beni yar
Baharına hasret
Bir yağmur damlasının üstünde
Açılma özlemiyle seninle gökyüzüne
Tuş oldu gönül
Çatlamış toprakların üsütünde
Açıldımı kabukları yaramızın
Bir düşün hele

Tez yazdın yazgımızı yani
Dar kuyulara hapis
Merhaba dedik rutubetlere uyanan bir şafağa
Ne zaman bir aşk düşünse
Bu kara çocuk

Ne zaman bir aşk düşünse...

ERHAN YİĞİT KIRIKCI

2 Mart 2009 Pazartesi

- İSTANBULDA-



Küsmüş bir çiçeğim artık
İstiklal Caddelerinde
Kadıköy'ün modasında hani
Üsküdar'ın zift kokan vapurlarında
Boş bir bankında yada Ortaköy'ün
Böylesine sebil yürek
Yokluğunla vurdular kalbimi sevdiğim
Gösterme bana uçan kuşları
Bahar mahar bilmem ben

Bütün aynaların
İçten çürümüş yüzüyüm artık
Bir Sokak arası kahvesinde
Eminönü kalabalığnda hani
Galata'nın yokuşlarında akşamüstleri
Böylesine sevişti yalnızlıkla bu yürek
Sensizliği işlemişler mendilime yar
Gösterme bana doğan güneşi
Bahar mahar bilmem ben

Sonbaharın dökülen yaprağıyım artık
Çamlıca tepelerinde
Kokorecin yağlı kağıdında yada beyoğlu'nun
Çağlayan meydanlarında hani
Kasımpaşa'nın rüzgarında
Böylesine kırık keklik kanadı yürek
Adını götürmüşler avuçlarımdan
Boşuna gösterme bana açan tomurcuğu
Bahar mahar bilmem ben

Sevmeyi bildiysek ne ala
Bir o kadar beceremedik sevilmeyi
Aşkın hep poyrazı esti üstüme
Aşkın hep -den halinde sustum
Devam ettim sen giderken
Ekmeğim tuzsuz suyum yarım kaldı
Kömürsüz kömür sobaları gibi anlamsızken

İçinde çiçeklerin en alası olması gereken
Boş bir vazo hüznünde
Perişan kıldı aşkın beni
Ey deli gönül gel baktırma beni pencerelerden
Çengelköy'de bir çay bahçesinde şimdi
Ya da sisli bir Karaköy akşamında
Üsküdar sahillerinde hani
Bu ağrıyan İstanbul'da
Gösterme bana yalan
Kara gözlerine boyanır içim
Bahar mahar bilmem ben
Bahar mahar bilmem


ERHAN YİĞİT KIRIKCI

1 Mart 2009 Pazar

- BİR ÖĞRENCİNİN AŞKI-



Annem erken kalkardı
Sobayı yakar
Kahvaltı hazırlardı
İki dilim ekmek ve birazcık zeytin kadar
Vakit geçtikten sonra
Düşerdim okulun yoluna
Her tarafımı soğuk sarardı
Andımızı okurdu arkadaşlarım
Varlığımı varlığına armağan ederdim
En arka sırada oturur seni severdim

Gelip çatardı beslenme saatimiz
Sen görme diye
Gazate kağıdına sarılı halk ekmeğimi
Dışarı çıkar merdivenlerin dibinde yerdim
Başımı okşardı öğretmenim
Sevinirdim
Kokardı esmer tenim cebimdeki mendillerde
En çok ben severdim tenefüslerin uzununu
Ve kantinden sınıfımıza giden koridorda
Düşünürdüm seni hep
Muhakkak yere dikerdim gözlerimi
Önümden geçtiğinde
Onca hazırlık boşa giderdi
Ama olsun ellerin hergün sırama değerdi
Böyleydi gönlümün dudağında kalan teselli
Kader bu aşkı yazarken bu memur çocuğunun saf alnına
Bütün tahta kalemler de
Defterlerime adını yazardı
Problemler çözülürdü matematik dersinde
Ben seni benden çıkarırlarda
Kalanı ayrılığa bölerler diye
Ezilirdim
Kimse bilmezdi oysa
Sınıfın tebeşir tozuna karışırdı hayallerim
Bu yangının dumanı tüterdi okulumuzun bacasından
Sözlerim sözlerinle buluştuğunda
Öleceğimi zannederdim
Bir dünya kurar sınıfın en sevdiğin köşesinde
İçine ikimizi yerleştirirdim
Kimse bilmezdi oysa
En arka sırada oturur seni severdim
Türkçe dersinde öyküler okurdun sen Ömer Seyfettin'den
Ben seni izlerdim
Atların hepsi kaşağılanırdı mesela
Falakaya yatırırdım bütün olumsuz ihtimalleri
Köşkümüze periler girerdi
Çocuk kalbim pır pır titrerdi
Delikanlı halimin en cesur çağı gelir
Otobüs duraklarında bozardım Sonra
En fiyakalı yeminimi
Sigaraya başlamam sendendi
Ağır gelirdi evimizin yokuşlarında bu sevdayı çekmek
Yanımdan duvarlar eksilirdi
Korkardım düşerimde seni bir daha göremem diye
Sensizliği cebime koyar eve girerdim sonra
Yemek yer ,ödev yapar,susar
Sonra oturup seni severdim
İçimde yarının hemen olma sabırsızlığı olurdu hep
Çantamı akşamdan hazırlardım
Yıkanmış gömleğimle birlikte asardım
Ümitlerimi sobanın üstüne
Sanki bize yazılmıştı bütün arabesk şarkılar
Sen hatıra düştüğünde
Kasabanın bütün havası değişirdi
Sana benzetirdim gülenleri
Güller avucuma dikilirdi
Aydede selamlar beni güneş kardeş yüzüme gülerdi
Sabahlar olurdu yani
Akşamlar gelip geçerdi...

Annem erken kalkardı
Sobayı yakar
Kahvaltı hazırlardı
İki dilim ekmek ve birazcık zeytin kadar
Vakit geçtikten sonra
Düşerdim okulun yoluna
Her tarafımı soğuk sarardı
Andımızı okurdu arkadaşlarım
Varlığımı varlığına armağan ederdim
En arka sırada oturur seni severdim

Sakallarım gürleşti şimdilerde
Şahidimdir yüzümdeki çizgiler
Ben seni nasılda severdim!!!

ERHAN YİĞİT KIRIKCI

28 Şubat 2009 Cumartesi

-ARMAĞAN-




Üşümüş bir güvercin şimdi sevda
Islak paltomun altında
Bu bos bankta
Yanıma damlalar düşer
İç çekerim
Nasılda konmuş bir yaprağın sırtınada uçmuş yalnızlığım
Ayaklarımın dibinden geçer yavaş yavaş
Görürüm
Gemiler biner sanki omuzlarıma
Aşkın bir yığın taş yükü
Hıçkırır bu küçük yüreğim içimde
Ezilirim
Kimse bilmez nerde olduğunu
Hiçbir nesne
Hatırlatmayı günah bellemiş caddeler seni bana yazık
Her gece ellerimin ellerini tuttuğunu bilselerdi keşke
Nasıl anlatasın ki
Taş olsa catlardı ulan...

Bilmiyorlar hiçbir yosun kokusu yani
Söyleyemedim sırtımı dayadağım tas duvarlara bile
Sürekli ağlamaya hazırlanıyor martıları boğazın
Bu kentte yoksulluk varmış
Bütün anonslarda o renksiz tonuyla sesin
Sensizliğim gözardı ediliyor haber bültenlerinde
Gri dumanların arasından uzaklasırken öğrenciler
Ah ne desem düğümleniyor boğazım
Takvim yapraklarıyla başım dertte
Sabahları yokluğunla uyanıp
Koca bir acıyı yutkunurken sessizce
Düşlerim nasılda konmuş bir yaprağın üstünede uçmuş
Merdivenlerin altından yalnızlığım geçer
İzlerim
Şimdi ben nerelere giderim söyle
Hangi melodinin içinde kaybetsemde
Birdaha bulmasam kendimi
Götürürmü şu ağlayan bulutlar
İçinde ellerimizin değdiği bir aleme
Binsemde gitsem
Ağlamasa keşke kuşlarımızda
Vursam kendimi dağlarına

Sen bana dizlerinde uyumayı cok gördün belki ama
Tavana çakarım ben gözlerimi her akşam
Uzak sabahlarımla birikir koynumda
Al bu yaşlarım sana
Armağan olsun...


ERHAN YİĞİT KIRIKCI

25 Şubat 2009 Çarşamba

-ATEŞLERDEN YANA-



Adını kazıyacaktım gökyüzüne lakin
Kanamasından korktum gökyüzünün
Kan yağacaktı yoksa bütün aşklara
Elleri ceplerinde dolaşan delikanlılar
Bizden habersiz başka ülkenin aşıklarına
Damlalara hani
Asi sazımın mızrabına...

Be hey mangal yürek
Taş bağırlı ağlamalarmı sardı seni
Hayasızcamı esti rüzgarı feleğin bağrına
Üşüdünmü?
Fayda yok yazık
Sür kendini ataşlerden yana

Resmimizi çizecektim mahallemizin duvarına lakin
Üzülmesinden korktum renklerin
Gözyaşım düşecekti karalara
Elma kırmızı ayva sarı olmayacaktı yoksa
Bahçeleri mor sümbüllerin
Güneşin kızıllığına
Bütün saf beyazlara hani
Yokluğundan keder yüklediğim
Kasabamın gri bulutlarına

Be hey deli gönül
Taş bağırlı ağlamalarmı sardı seni
Hayasızcamı esti rüzgarı feleğin bağrına
Üşüdünmü?
Bi aldığın nefese inan şimdi
Fayda yok yazık
Sür kendini ateşlerden yana

Savruldu küllerim yar
Çayıma yokluğunu kattılar
Yandım böyle birbaşıma...


ERHAN YİĞİT KIRIKCI

21 Şubat 2009 Cumartesi

- GİTME MÜMKÜNSE-



Gitme mümkünse
Dokunur gitmelerin
Işığımı kaybederim yoksa
Düşer sol yanım
Kötü gibi birşey düğümlenir boğazıma
Üşürüm
Bir sabah uyandığımda bir sabah
Ellerimi çaresiz bulmayayaım derken
Kan çanağına döner yoksa gözlerim
Gitme mümkünse
Dalga dalga hasretlerde boğulurum yoksa
Yoksa yetmez yaşamaya nefesim
Küserim soframdaki zeytine bile
Ey kavgamın içinde doğan güneş
Başlangıcım sen oldun
Noktam olma
Ey yaramın sızlayan kabuğu
Ellerini ellerime ver
Atma beni sensizliğin yangınına
Gitme mümkünse
Düşer bağlamamın üzerinden notalar
Ezgiler öksüz kalır kara kışın ortasında
Yoksa en istikrarlı yolcusu olurum ayrılık treninin
Müdavimi olur yaşlı gözlerim
Arkasından bakakalarak
Gönlümün limanından kaldırdığın her geminin
Ve martılar boyunca açlıklarım olur yoksa
Cılız bir rüzgardır bedenim
Olarak siyah saçlarının yeni misafiri
Haydi bütün çaldığın hayallerimi ikram et bana
Bir çocuğun masmavi inancı gibiydim oysa yanında...

Sen beni bana bırakıyorsunda
Bendeki senin hali nice olur peki
Hep böyle griliklere komşu
İçinde dikenler büyüten bir özlemin
Kucağına mı oturuverir sevda?
Söylesene bir yer varmı yoksa
Birkere yaralarımı heybene kat yar
Yük etmem ben kendimi sana
Namlunun ucundadır susmuşluğum
Ben seni özlerim
Bir ceylan ölür dağlarda
Şimdi sana bana en yakın yıldızdan
Seslensem duyabilirmisin
Battıkça üzerimizden güneşimiz
Vurduğum duvarlardadır
En sevdiğim gülüşümüz
Hani birkere yani sadece
Gitme mümkünse
Darağaçlarında asılayım derken
Gözyaşım imzam olur yoksa
ETME !!!


ERHAN YİĞİT KIRIKCI

20 Şubat 2009 Cuma

EY PİŞMANLIK



Küçük kalbim havalanıp düşecek birgün avuçlarına
Ağlayacaksın
Ayaklarının hemen dibine düşecek olan yağmurlar değil
Gözyaşlarım olacak
Akarken mazgalların soğuk kalbine
Şaşıracaksın
Ah bu pişmanlık yiyip bitirecek seni
Sen yaz diye beklerken içimdeki mevsimi
Diyarımıza kış gelecek
Yanılacaksın

Beyhude bakma uzaklardan
sırtımda göremezsin öfkemi
Vakitlerin en mühiminde bir bakarsın ki
Mazi olmuşum
Ayak izlerim kalmadan...


Aradan yıllar geçecek belki
Sevgilinle yürüdüğün yolda bir hanımeli kokusu olacağım
İç çekip koklayacaksın
Ah öylesine yalnız kalacaksın ki
Odandaki duvarın soğukluğu olacağım
Farketmeden yaslanacaksın
Çiçekler açacak kırlarda aşkımdan
Aşıklar birbirlerine verecekler
Bilmeden alacaksın
Sana elimi uzattığımda
Günbatımı düşecek kirpiklerinin değdiği yere
Yorgun düşüp uyuyacaksın
Ve asırlar sonra gördüğünde beni
Sana öyle bir susacağımki
Gözlerimin içine bakıp herşeyimi duyacaksın
Sonu yok bilirsin
Yerle bir olduğunda bu dağlar
Hiçbir su söndüremezken bu yanan ateşi
Bir çift turna görüp mavi semada
Koca bir yalan olup utanacaksın
Ve ihanet ilk defa bukadar yakıştığında sana
Bir zamanlar inanmadığın bir masala
Kendinden geçercesine inanacaksın
Güçlüsündür yalvarma
Ben alıştım
Sende alışacaksın


Beyhude bakma uzaklardan
Sırtımda göremezsin öfkemi
Vakitlerin en mühiminde bir bakarsın ki
Mazi olmuşum
Ayak izlerim kalmadan


ERHAN YİĞİT KIRIKCI

18 Şubat 2009 Çarşamba

-UNUTMADIM-



Aşk hep yan masadan gönderilen
Tuzlu bir fıstık gibi oldu masamda
Yedikçe susadım...
Yaman ayrılık dayadı nefesini enseme
Kalkacak oldum masalardan
Gidecek yer bulamadım...
Ve sevdiğim bir türkü gibiydi adın
Bam teli titrekliğinde yaşarken seni
Ben parçalandım anam ağladı
Anam parçalandı ben ağladım...
Bilemezsin yar
Aşk hep gönlümün istasyonundaki geciken tren oldu
Herkes bindi gitti
Ben anca el salladım...
Derdin vazomdaki çiçeğimdir deyip
Büyütürken toprağını
Yıllar geçsin aldırma
Ben seni bir tek gün bile
Unutmadım...


ERHAN YİĞİT KIRIKCI

15 Şubat 2009 Pazar

--ANLAYAMAZSIN--



Karnının acıktığını içtiğin sigaranın
Zevk vermemesinden anlamak gibi değildir
Bizi anlamak
Sözlerimiz kıyılarına vuran dalgaların hışırtısında saklıdır
Duyamazsın
Sen başımızı önümüze eğip gittiğimize bakma sakın
Bozkurlar boyunca hüzün damlar sırtımızdan
Bakamazsın
En sevdiği kızıl elbisesini giyindiğinde gökyüzü
Zılgıtlar çalar ve uzaklara söylerizde türkülerimizi
Bir hıçkırık düğümlenir yakılası boğazına
Ağlayamazsın


Biz fakirliğimizden biliriz
Her günkü yediğimiz ekmeğin tadını
Değişmez hasretin kapısına dayanan adresi gönlümüzün
Hep merak edilecek birşey yoktur sanılır aslında ama
Nasıl sızlar koca bıyıklı bir adam
Akan damın altında bilinmez
Savaşırda her bir uzvumuz hayalinle
Ufak sıyrıklarla atlatırız her günü
Saramazsın
Ucu yırtık ayakkabımızı pembe düşlere boyamaya çalısırken biz
Sen çoktan prensesi olursun en tatlı rüyaların
Sulu rakılar eşliğinde hüzzam parçalar söylenir sokağımızda
Bir yanı salça kokarken bir yanı çamaşırsuyu kokar
Bir külah çekirdeğe verilir idaresi masum bir aşkın
Mübarektir sevgilinin uğrunda verdiğimiz nefes
Öyle kolay harcayamazsın


Yüzündeki çizgilerin arttığını
Yılların çabuk geçtiğinden anlamak gibi değildir
Bizi anlamak
Her bir hücresinde izimiz vardır
Saklayamazsın
Haydi bakalım bu şiirde de sevda geçmiş olsun başımıza
Varsın lal olsun yar deme özlemiyle yanıp tutuşan diller
Delirsin arş-ı alem iklimler boyu
Sürsün bu devran ne çıkar
O puştt yokluğunun yüzüne çarparımda yazılanları
Gözlerini yere diker
Okuyamazsın...

Herkes günahından yanar cehennemde belki ama
Biz aşkından yanarız
ANLAYAMAZSIN...


ERHAN YİĞİT KIRIKCI