31 Ağustos 2009 Pazartesi

- MEĞER -



Şimdi nikotin kokan parmaklarımı
Yağan kara uzatıp
Baş harfini öğrettim
Uzaktan bana bakan kuşlara
Bu sevda garında
Herşey nasılda yalnızlığın pençesinde!
Ama sadece ben değilim kan revan içinde kalmış
Acemi dansımızın
Ayağına basma korkusunda bıraktım
Bütün söyleyemediklerimi...
Bu sevda garında
Herşey nasılda yokluğuna adapte...

Meğer ben sana çoktan yanmışım da
Yaralarımdan haberim yokmuş
Yarım yanında kalmış
Yanım hiç dolmamış...

Şimdi özlemden bitkin düşmüş yüreğimi
Döküp çamurlu kağıtlara
Cümlelerimden antibiyotik yapıyorum kendime
Korkularım kapımın hemen dışında bu sefer
Bu sevda garında
Herşey nasılda yavaş yavaş bitmekte!
Zaman dost sandığı elini
Çoktan atarken yorgun omzuma
Ben senden kaçan cocuksu yanlarımla varoluyorum
Sabahlarımda yeni umutlarım mesela
Ve sıcak çaya hala su katan o 21 yaşım
Bu sevda garında yani
Bu soğukta
Bu sevimsiz mevsimde
Ben seni hep saklamak isterdim sakallarımın içine
lakin ayrılırdık

Meğer ben sana çoktan yanmışımda
Yaralarımdan haberim yokmuş
Yarım yanında kalmış
Yanım hiç dolmamış...

Ve beni göremesinler diye
Bir köşede oyuncağını kaybetmiş ağlarken
Bulurum kendimi
Bir çığlık gibi keser bedenimi hasretin
Aniden koskoca bir adam oluveririm
Baş harfini öğretirken
Bu sevda garında
Yorgun kuşlara...

Meğer ben sana çoktan yanmışımda
Yaralarımdan haberim yokmuş
Yarım yanında kalmış
Yanım hiç dolmamış...

ERHAN YİĞİT KIRIKCI

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

damlalardan nasibini alanlar yorumladı...