26 Kasım 2009 Perşembe

-KALINTILAR-



Uçmuş ama konamamış güvercinler gibiyim
Hayallerimin peşinde
Ucu biryerden yırtılmış kağıdımızın
Kayıp benim gölgelerim
Güneşe çıksam da görünmüyorum...
Saklamaya mecal bulursam acımı yorganımın içine
Yüzü buruşur ipliklerin
Yanmış ama sönememiş çıra gibiyim şimdi ellerinde
Kurur benim yaşlarım
Ağlasamda bitemiyorum
Bari karışsamda sakallarıma öyle büyüsem
Oturup biyerlerde çocukluğumu özlesem
Ve seni düşündüğüm anları
Bir akşam telaşının içinde gizlesem
Bakışlarından arda kalanlarda
Bir ben kalırmı dersin ?


ERHAN YİĞİT KIRIKCI

11 Kasım 2009 Çarşamba

-ÇOKLUĞUM-




Yaverim kara bahtım olmuş
Şansımdan çok
Görmedim baharları
Verilen güllerden ziyade
Benim dikenlerim çok

Ve geceleri cümlelerden ordular gönderdim kapına
Yalnızlığın askerini vurasın diye alnından
Lakin bilmedim galibiyetini
Benim kazanımlarımdan başka
Mağlubum çok

Şimdi çakıp çaresizliğimi ağrıyan topuğumun altına
Birer birer bastım gittiğin yollara
Hiç silinmedi ayak izlerim
Çünkü sana dair ,seninle,senden başka
Benim sensizliğim çok

Dermanım derdimin önünde koca bir taş
Ezer geçer fakir hayallerimi
ama ölmedim şu ana kadar hiç
Bir yerlerde bir Erhan yaşar meraklanma
Gönüle sen düştüğünde
Benim yiğitliğim çok...


ERHAN YİĞİT KIRIKCI

1 Kasım 2009 Pazar

-ISLANMAK İSTEMEYEN ŞEMSİYE-




Ben ıslanmak istemeyen bir şemsiyeyim
Yağmur yağdığında hatırlanırım
Mecbur bırakılmış yani
Bir tarafta
Tarafını yitirmiş saklanırım...

Ben ıslanmak istemeyen bir şemsiyeyim
Güneş sizi yaktığında hatırlanırım
İnsanlar uzağımda kurtarılmış yani
Bir köşede
Kendimi kurtaramamış ağlarım...

Ben ıslanmak istemeyen bir şemsiyeyim
Yağmur bana, ben kendi içime yağarım
Heryanım ıslak böylesine
Bir kuytuda
Akşam olur bir tek ben farkına varırım

Ben ıslanmak istemeyen bir şemsiyeyim
Bütün hayallerimi demirlerime bağladım
An gelir bu kurşuni şehirde
Bir kaldırım taşına
Büzülürde fırlatılırım...

Ben ıslanmak istemeyen bir şemsiyeyim
Yağmurdan geldim
Biliyorum yine yağmura gideceğim...

ERHAN YİĞİT KIRIKCI