21 Mart 2010 Pazar

-KUMBARA-



gittiğinde griye boyanır bu şehir
gelip hemen boyarlar
ama hep aynı renkte ölemem ben
maviye alacaklı
düşünmeliyim hep
dağlarımda karlarım yanar yoksa
güneşsiz kalma pahasına
bir pencere önünde
harmanlarken uzamıs sakallarımı
yok olan yokluguna iyice
bir hesaptan geriye kalan sıfır gibi
degersiz kalır bütün anılar
ne varsa yani avucumuzda kalan
sanmaki savurdum
cocuk kumbarası gönül
birikmiş yakışıklı ceketimin içinde
fakirliğimin tozları
kıyarmısın bana yar
neydik ki etme!
sen kadar yalanın içinde
minicik bir doğruydum ...
yani yine de!

şimdi babam kokan adımlarımı atıyorum
büyüdüğüm sokaklarda
yağmurdan kaçan bir çocuğa
seslensem ki
adımı öğrense bulutlar
belki şehrine buram buram yiğit yağar
ay gider bırakıp geceyi
sazımın üstüne yapıstırıp bir ağlamaklı tonunu
sesimin
ateşten kaçan bir çocuğa
seslensem ki bu benim
ne derdim biliyor musun
madem yandı gençliğin yiğit!
keşke sevdiğinin içinde çıra olsaydın


şimdi çocuk kumbarası gönül bildiğin
birikmiş yakışıklı ceketimin cebinde
fakirliğimin tozları
kıyarmısın ki bana yar
neydik ki etme!
sen kadar yalanın içinde
minicik bir doğruydum
yani sadece...


ERHAN YİĞİT KIRIKCI

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

damlalardan nasibini alanlar yorumladı...