Powered By Blogger

20 Şubat 2010 Cumartesi

BENİ BİRAZ SEVERMİSİN ANNE ?



beni cok yordular
daha kaldıramıyorum ellerimi
uzagım yakınıma karıstı anne
göremiyorum düşlerimi uykularıma fesat bulastı
bana cok yalan söylediler
çok üşüdüm
üstüme biraz doğru örtermisin anne ?

bir taşın üzerinden baktım
gençliğime tozlu bir yolun sonundaydı
benimse baslamaya mecalsiz dizlerim anne
bilmiyorum sebeblerimi
sonuclarım içinde süslenmiş buhranlarım var
çok kayboldum
beni biraz bulurmusun anne ?

sonra ortasında yeserdim
en acı gerceklerin bitiminde
ağlamak bile gelmedi içimden anne
çünkü değişmedim hiç
bir yalnızlıgın içinden seslendim : cılız!
cok küçük düştüm
beni biraz büyütürmüsün anne

fırtınam deli hasretim canlanır şimdi
her böyle yazdığımda gün gelecek biliyorum
unutacak dertleri bu yürek
bir bulutun üzerinden gülümseyeceğim sana
bir gün anne birgün
rüyalarda koşusturacagız eteklerimizi işte o vakit
beni dizlerinde sonsuza kadar uyuturmusun anne

sevinçlerimiz o kadar coktu ki aslında
koyacak yer bulamadık kaptı martılar
çöpten ekmek kapar gibi
dedilerki kanatlarındaymış
medet umki cırpsınlar
yağmurlar yağsın barakalara ıslanırız
beni biraz koynuna alırmısın anne

oysaki ne güzeldi donuk bir saatin ertesinde
hatırladıgımız hani o gülüşün
eldeki bir ten sıcaklıgı
ne varsa koparılmışlığım
şimdi bana bir değdiler
çok yıkıldım
ellerimden biraz tutarmısın anne

alevleniyor şimdi bu anda yetişin
en samimi duygumun alnından vuruldum yatarım
en sevdiğim köşesinde evimin
senden gelsin anne bana ne gelirse senden
yandı güvenimin fitili
çok korktum
beni biraz göğsüne bastırırmısın anne

şimdi sorar en aklı basında haliyle
beynim bir yalnızlıkla bilek güreşinde dokunmayın
akıllara zarar bir ihanetin uyanışındayım
sallandırdım sehpada ne varsa aşka dair anne
geldik en nihayete
yani ölüyorum
beni biraz yaşatırmısın anne

Ne olur allahın aşkına
ÇOK ÖZLEDİM
BENİ BİRAZ SEVERMİSİN ANNE ?


erhan yiğit kırıkcı

6 Şubat 2010 Cumartesi

- BEN KİMİM ?




Ben kimim
Hangi ışığa bağışlandı bedenim
Hangi duanın ertesindeydim
Hangi avuçla yüze sürülmüştüm
Bir merhametmeydim yoksa ha?
Hasmın hasıma duyduğu
Böyle bişeymiydim
Nerde görülmüştüm ,nerde duyulmuştum
Hangi beynin içindeydi gerçek şeklim
Sözlerim daha kimi inandırmayacaktı söyleyin
Ben hangi yalandım
Niçin söylenmiştim?
Belimi hangi aşk tahtasının üzerinde kırdılar
Ben hangi yolda topal yürüdüm?
Ya da hangi martının gagasında ki yemdim
Kaç yavruyla paylaşılacaktım ?
Yene yene hala bitmemişmiydim...

Boş bir yermiydim otobüs duraklarında
Kim ne için tenezzül etmişti?
Ben nasıl bir gürültüydüm ki
Birden tuşuma basıp kapadılar
O kadar çok konusmuydu suskunluğum kalabalıklarda
Arzularım hangi sınırdaki dikenli teldi de
Ne zaman ellerimi uzatsam kanadım ?
Ben kimim
Neydim
Nereye gömdünüz gelecekteki beni
Hangi yolun sonundaydı özlemlerim
nereye kadar gelmiştim ?
Söyleyin nerdeydim?
Hangi soguk duvarı mesken bildi ellerim
Hangi ölümün kucagındayım kimbilir

Ben kimim
Hangi nefesi aldım da bosuna
yinede bir yer bulamadım
Gırtlağınla göğsünün arasında....


ERHAN YİĞİT KIRIKCI

1 Şubat 2010 Pazartesi

- EKSİK-




Hatalar denizinde yüzüyorum
Yalnız...
Kollarımda derman kalmamış
Kulaçlarım balyoz misali ağır
Bir ses ver
Deli gibi arasın tonunu kulaklarım
Ayazında şimdi bu beyaz şehrin
Unuttum konuşmayı
Açıklamalar gömülü kalmış gizlilerde
Bir bak gözlerime ki
İşte o zaman anla beni yeter!!!
Hangi soytarı anı teselli edeyim derken
Daha fazla kanatır içini söyle
Yanan ateşlere bel bağlıyor gönül
Bakarmısın
Yanacaktık ama
garibim
Çıramız eksik ...

Hatalar denizinde yüzüyorum
Tek tabanca...
Kollarımda derman kalmamış
Kulaçlarım balyoz misali ağır
Ne desemde acısa için ?
Derdi çekene sor
Sen hiç bilmezsin
Kuru sarı bir yaprağa döndüm
Bakarmısın
Dağılacaktık ama
Garibim
RÜZGARIMIZ EKSİK ...

estireceğim ama
Bende bir ben eksik!!!!

ERHAN YİĞİT KIRIKCI

29 Ocak 2010 Cuma

-KİMSESİZ KELİMELER -



Hiçbir cümlesini anlayamayacak kimse
Kimsesiz kalacak kelimelerim
Üstlerine alınamayacak aşıklar
Bir yabancılıkki sorma gitsin
Saracak noktasına virgülüne kadar
Bir ünleme ağzımız açık bakacağız sadece

Hiçbir kelimesini anlayamayacak kimse
Kekeme vurgular duyulacak derinden
Sonrası mı? bir sabırsızlıkki sorma gitsin
Sırtı terleyecek dizelerin
Bol bol öksüreceğiz
Kepek yapacak saçımızda anladıklarımız
Boynumuzda balyozdan bir kolye
Anlamayacak kimse
Kimsesiz kalacak kelimelerim
İlk defa duymuş gibi soracağız birbirimize
Yalan kavramı alıp başını gidecek seninle
Kaçacak bütün sıfatlar isminin önünden
Hiçbirşey tamlayamayacak seni
Şiir seni anlattığına bin pişman
Tedirgin olacağız duyduğuzmuzda
Ama yine de
Hiçbir cümlesini anlayamayacak kimse
Kimsesiz kalacak kelimelerim
Fiillerim çatısız
Bir başyapıtın üç sayfalık dandik özeti gibi
Dolaşacağız seninle elden ele
Kabuslara gireceğiz daha duur!!
Akla sen geldiğinde korkacak bu yerküre...

Hiçbir cümlesini anlayamayacak kimse
Kimsesiz kalacak kelimelerim
Duyduğun ilk yalana bürün
Başka türlü inanamayacağız sana bence.


ERHAN YİĞİT KIRIKCI

17 Ocak 2010 Pazar

-PARANOYA-



bir tutam kahve kokusu
ıslak kaldırımlarda
buluntular
buruşturulmuş kağıt misali
Yırtılacakmışızda vazgeçilmişiz
gibiyim düşüncende
rüzgar esmiş
saçların gözümün önünde hala uçuşuyor
sen gideli o kadar çok olmuş yani
ağırçekimde bir gülme kalmış hafızada
yavan
sessiz film olmuşuzda haberimiz yok
altyazıda aşk
iki cümle.

bir tutam kahve kokusu
Böyle bir pazar günü
durulmalar
neyi özlediğimi bilseydim keşke
tanrım?
madem tutukluyum
Öyleyse gösterin kelepçelerim nerde?
tanrım?
ben neyi istediğimi bilseydim keşke

al işte rüzgar esmiş
Çapraz bunalımlar cerayanında kalmış sırtım
açık pencere...
ağırçekimde bir gülme kalmış hafızada
sessiz film olmuşuzda haberimiz yok
altyazıda aşk
iki cümle

sanki yalana benzeyen
Bir doğrudayım
işimi gücümü bırakmışım
SENİ SVİYORUM...


ERHAN YİĞİT KIRIKCI

7 Ocak 2010 Perşembe

GİDERSEN NE OLURKİ!



Gidersen ne olurki
Bir göz yanılması kadar
Vakit geçer ardımdan
Yıllar o denli kısa
Ve hücrelerinde seni taşıyan
Yağmurlar yağar üzerime
Sen ıslanırım

Gidersen ne olurki
Hatırladığım en sevdiğim gülüşünde
Unuturum kendimi
Bir köşede gençliğimi yaşlandırırım
Sazım elimde tıngırtadırım geçer!
Teller nezdinde
Sen titrerim

Gidersen ne olurki
Aynı sabahlara uyanırım az çok
Ve aynı güneşe bakamam bilemedin
Ne garip aynı kaprislerimi çeker çiçeklerim
Tıpkı senden öncede olduğu gibi
Belki yine arkadaşlarla
Bu kıraathane köşesinde böyle manasız...

Gidersen ne olurki
Aynı zeytine çatalı batırıp
Aynı sakalı uzatırım tembel günlerimde
Ah! aynı çaya demlerim kokuşmuş fakirliğimi
Ne değişirki yani gidersen
Gidersen ne olurki
Bir sessizliğe bürünüp alt tarafı
Seni bağırırım

Gidersen ne olurki
Çekip vuracakmıyım kendimi sanki
Hangi kurşuna boyun eğerimki ben
Gidersen ne olurki
Yiğit derler bakarsın adıma
Ama ben hep sen korkarım

GİDERSEN NE OLURKİ
AMA SEN YİNE DE GİTME !!!



ERHAN YİĞİT KIRIKCI

31 Aralık 2009 Perşembe

SOĞUK HAVALARDA




Bakma havanın soğukluğuna
Böyle havalarda daha güzel özlenir insan
Nikotin kokusuna bulaşır özlemin
Bütün kent ben kokar
Eğer koklarsan

Sen yine de bakma havanın soğukluğuna
Böyle havalarda daha güzel terkedilir insan
Bir cadde griliğine karışır ihanetin
İsmimi bağırır sanki bütün kornalar
Eğer duyarsan

Dedim ya bakma sen havanın soğukluğuna hiç
Böyle havalarda daha bir sever insan
Bir serzenişte bulunur cesedi öykümüzün
Ve açık kalır gözleri
Eğer kapatırsan

Havanın böyle soğukluğuna
Böyle soğukluğuna havanın
Yani böyle havalarda
Gitme
Daha bir küçülür insan ...


ERHAN YİĞİT KIRIKCI