Powered By Blogger

3 Nisan 2010 Cumartesi

Ş E L P E



ey tenimi kesen bıçak
acıyan kanımın kırmızısı
söyle şimdi bana ki sus yani
gecenin gözümü kaldı saçlarında ki
beni böyle siyah ettin ?
gönlümün minibüsünü sağa çekiyorum şimdi
inebilirsin
gözlerime kaçak giren biletsiz yolcu
feleğin mumu yandı ahımdan zaten
bulutlara şelpe mi değdi ki?
beni böyle bağlamanın perdesi ettin?
titrer kirpiklerim kedere dem katar zaman
ey dağılan yanlarımın parçacığı
söyle bana şimdi ki sus yani
böyle masum saniyelerde düşünürken ben seni
ben de akrebimi gördün ki
beni senin yelkovanın ettin?
nefesimi parmak uçlarına bağışlamış yaradan
ölüm ellerindenmiş
sen vur şelpe değsin bulutlara
ey yüreğimin harabesinin catısından damlayan suyum
seni sevmek için cokmu esmerim ki?
beni senin mecnunun ettin ?

söyle şimdi bana ki sus yani
ASLI'N neydi ki senin
beni yoktan yere ferhat ettin...


ERHAN YİĞİT KIRIKCI

21 Mart 2010 Pazar

-KUMBARA-



gittiğinde griye boyanır bu şehir
gelip hemen boyarlar
ama hep aynı renkte ölemem ben
maviye alacaklı
düşünmeliyim hep
dağlarımda karlarım yanar yoksa
güneşsiz kalma pahasına
bir pencere önünde
harmanlarken uzamıs sakallarımı
yok olan yokluguna iyice
bir hesaptan geriye kalan sıfır gibi
degersiz kalır bütün anılar
ne varsa yani avucumuzda kalan
sanmaki savurdum
cocuk kumbarası gönül
birikmiş yakışıklı ceketimin içinde
fakirliğimin tozları
kıyarmısın bana yar
neydik ki etme!
sen kadar yalanın içinde
minicik bir doğruydum ...
yani yine de!

şimdi babam kokan adımlarımı atıyorum
büyüdüğüm sokaklarda
yağmurdan kaçan bir çocuğa
seslensem ki
adımı öğrense bulutlar
belki şehrine buram buram yiğit yağar
ay gider bırakıp geceyi
sazımın üstüne yapıstırıp bir ağlamaklı tonunu
sesimin
ateşten kaçan bir çocuğa
seslensem ki bu benim
ne derdim biliyor musun
madem yandı gençliğin yiğit!
keşke sevdiğinin içinde çıra olsaydın


şimdi çocuk kumbarası gönül bildiğin
birikmiş yakışıklı ceketimin cebinde
fakirliğimin tozları
kıyarmısın ki bana yar
neydik ki etme!
sen kadar yalanın içinde
minicik bir doğruydum
yani sadece...


ERHAN YİĞİT KIRIKCI

9 Mart 2010 Salı

HELAL ET



Ayaklarıma yıldızlar değer
Sen olunca adı bakmaların
Utancından yüzü düşer
Gökyüzünün çünkü
Ve sonra
Bir yağmur gürültüsü iner gözlerine
Nereye kaçsam sen ıslanırım
Bu soğuk kötü insanlar ikliminin sabahında
İyi birşeyler demledim ikimize dair
Ama özgürlüğe mahkum olur kirpiklerim yokluğundan
Parmaklıkların ardında bir biz eskir...

Ben seni hep saklı kalan bir anıda
Hatırlamayı tercih ederdim
Açıkta kalırsan
Büsbütün unutuyordum seni yoksa
Kül olmuş bir yangın gibi değersiz
Bakarsın köşe başından
Kasketimin altından terimin acısı damlar
Ayaklarımın dibine
Yerlerde içilmiş izmaritler
Bir işçi ağrısı dizlerde
Ben seni hep işte hep
Böyle mi hatırlayacağım derken
Göz önünde durma
Büsbütün unutacağım seni yoksa
Çek git odamdan haydi
Yalnızcığımı rahatsız ediyorsun...

Bir vapurun terki maviliğinde
Hüzne yelken açtık
yüreğimin bahtsız miço elleriyle
almak istedik yani ey hayat!
tezgahından bir tutam mutluluk
hakkını helal et...

Ben çok aşklar eskittim
Gönlümün bit pazarında
Sözlerim
Yüreğimin namuslu hamalları
Taşıyıp durdular seni bir yerden bir başka yere
Ve hep bir zincirleme isim tamlamasında geçti adın
Hiçbirzaman seni tamlayacak bir sıfat bulamadık çünkü
SEN!
Varlığın yokluk çabası
Sen !
İçimin ölmüş güvercini...

Ve seni ben değil
canlanırdığım karakter vuracak yeryüzündeki
kana bulanacak gökyüzü
mavi bir semada gülüşlerimiz ağlayacak


Bir vapurun terki maviliğinde
Hüzne yelken açtık
yüreğimin bahtsız miço elleriyle
almak istedik yani ey hayat!
tezgahından bir tutam mutluluk
hakkını helal et...

ERHAN YİĞİT KIRIKCI

1 Mart 2010 Pazartesi

BOŞU BOŞUNA



Soğuk rüzgarım çarem oldu
senin gibi değdi geçti anca
geride irkildik sadece
ben sakallarımı yalnızlığa karıştırırken
bebek kokulu özlemin kucağımda
bir de bakmısız ki
sen çoktan uyumussun
benim en sevdiğim!!
ben boşuna
yani boşu boşuna
ninniler söylüyormuşum oysa...

bela gibi birşey
yalanın grisi gibi
seni sevmek
burnun sızlaması
tırnağın acıması gibi
sözlerin
bir sürü martı kalabalığıyken
gökyüzünde yalnız bulut ettin beni
yağacağım da
nereye söyle ?
yazık...
şimdi ben devrimi asırlara aktarmışım
taş bağırlı ağlamaların ayazında sırtım
bir de bakmışızki
sen çoktan güneş olmuşsun bensiz diyarlarda
ben boşuna
yani boşu boşuna
üşüyormuşum oysa...


ERHAN YİĞİT KIRIKCI

20 Şubat 2010 Cumartesi

BENİ BİRAZ SEVERMİSİN ANNE ?



beni cok yordular
daha kaldıramıyorum ellerimi
uzagım yakınıma karıstı anne
göremiyorum düşlerimi uykularıma fesat bulastı
bana cok yalan söylediler
çok üşüdüm
üstüme biraz doğru örtermisin anne ?

bir taşın üzerinden baktım
gençliğime tozlu bir yolun sonundaydı
benimse baslamaya mecalsiz dizlerim anne
bilmiyorum sebeblerimi
sonuclarım içinde süslenmiş buhranlarım var
çok kayboldum
beni biraz bulurmusun anne ?

sonra ortasında yeserdim
en acı gerceklerin bitiminde
ağlamak bile gelmedi içimden anne
çünkü değişmedim hiç
bir yalnızlıgın içinden seslendim : cılız!
cok küçük düştüm
beni biraz büyütürmüsün anne

fırtınam deli hasretim canlanır şimdi
her böyle yazdığımda gün gelecek biliyorum
unutacak dertleri bu yürek
bir bulutun üzerinden gülümseyeceğim sana
bir gün anne birgün
rüyalarda koşusturacagız eteklerimizi işte o vakit
beni dizlerinde sonsuza kadar uyuturmusun anne

sevinçlerimiz o kadar coktu ki aslında
koyacak yer bulamadık kaptı martılar
çöpten ekmek kapar gibi
dedilerki kanatlarındaymış
medet umki cırpsınlar
yağmurlar yağsın barakalara ıslanırız
beni biraz koynuna alırmısın anne

oysaki ne güzeldi donuk bir saatin ertesinde
hatırladıgımız hani o gülüşün
eldeki bir ten sıcaklıgı
ne varsa koparılmışlığım
şimdi bana bir değdiler
çok yıkıldım
ellerimden biraz tutarmısın anne

alevleniyor şimdi bu anda yetişin
en samimi duygumun alnından vuruldum yatarım
en sevdiğim köşesinde evimin
senden gelsin anne bana ne gelirse senden
yandı güvenimin fitili
çok korktum
beni biraz göğsüne bastırırmısın anne

şimdi sorar en aklı basında haliyle
beynim bir yalnızlıkla bilek güreşinde dokunmayın
akıllara zarar bir ihanetin uyanışındayım
sallandırdım sehpada ne varsa aşka dair anne
geldik en nihayete
yani ölüyorum
beni biraz yaşatırmısın anne

Ne olur allahın aşkına
ÇOK ÖZLEDİM
BENİ BİRAZ SEVERMİSİN ANNE ?


erhan yiğit kırıkcı

6 Şubat 2010 Cumartesi

- BEN KİMİM ?




Ben kimim
Hangi ışığa bağışlandı bedenim
Hangi duanın ertesindeydim
Hangi avuçla yüze sürülmüştüm
Bir merhametmeydim yoksa ha?
Hasmın hasıma duyduğu
Böyle bişeymiydim
Nerde görülmüştüm ,nerde duyulmuştum
Hangi beynin içindeydi gerçek şeklim
Sözlerim daha kimi inandırmayacaktı söyleyin
Ben hangi yalandım
Niçin söylenmiştim?
Belimi hangi aşk tahtasının üzerinde kırdılar
Ben hangi yolda topal yürüdüm?
Ya da hangi martının gagasında ki yemdim
Kaç yavruyla paylaşılacaktım ?
Yene yene hala bitmemişmiydim...

Boş bir yermiydim otobüs duraklarında
Kim ne için tenezzül etmişti?
Ben nasıl bir gürültüydüm ki
Birden tuşuma basıp kapadılar
O kadar çok konusmuydu suskunluğum kalabalıklarda
Arzularım hangi sınırdaki dikenli teldi de
Ne zaman ellerimi uzatsam kanadım ?
Ben kimim
Neydim
Nereye gömdünüz gelecekteki beni
Hangi yolun sonundaydı özlemlerim
nereye kadar gelmiştim ?
Söyleyin nerdeydim?
Hangi soguk duvarı mesken bildi ellerim
Hangi ölümün kucagındayım kimbilir

Ben kimim
Hangi nefesi aldım da bosuna
yinede bir yer bulamadım
Gırtlağınla göğsünün arasında....


ERHAN YİĞİT KIRIKCI

1 Şubat 2010 Pazartesi

- EKSİK-




Hatalar denizinde yüzüyorum
Yalnız...
Kollarımda derman kalmamış
Kulaçlarım balyoz misali ağır
Bir ses ver
Deli gibi arasın tonunu kulaklarım
Ayazında şimdi bu beyaz şehrin
Unuttum konuşmayı
Açıklamalar gömülü kalmış gizlilerde
Bir bak gözlerime ki
İşte o zaman anla beni yeter!!!
Hangi soytarı anı teselli edeyim derken
Daha fazla kanatır içini söyle
Yanan ateşlere bel bağlıyor gönül
Bakarmısın
Yanacaktık ama
garibim
Çıramız eksik ...

Hatalar denizinde yüzüyorum
Tek tabanca...
Kollarımda derman kalmamış
Kulaçlarım balyoz misali ağır
Ne desemde acısa için ?
Derdi çekene sor
Sen hiç bilmezsin
Kuru sarı bir yaprağa döndüm
Bakarmısın
Dağılacaktık ama
Garibim
RÜZGARIMIZ EKSİK ...

estireceğim ama
Bende bir ben eksik!!!!

ERHAN YİĞİT KIRIKCI